18 Kasım 2015 Çarşamba

Bilgisayarların televizyonların yerini alma süreci

Bundan 20 yıl önce, hemen hemen hepimizin evinde tüplü televizyonlar, geniş ekranlı düşük çözünürlüklü televizyonlar yer alıyordu. Teknolojiyle birlikte önce televizyonlarımıza şifreli yayınlar geldi, daha sonra antenlerle yabancı kanalları izleme şansına sahip olduk ve antenlerin yer ve kullanım açısından kullanışsız olduğunun fark edilmesiyle evlerimize gelen kablolu yayın kültürüne alıştık. Bilgisayar barındıran evlerde bile dev boyutlu ve çirkin görünümlü bu gri cihazların salonda yer bulmasına asla izin verilmiyordu. Kelime işlem, yazıcı çıktısı, ara sıra oyun deneyimi için kullanılan bu çok fonksiyonlu cihazlar olabildiğince gizleniyor, sadece teknoloji düşkünleri tarafından el üstünde tutuluyordu. Şimdiki zamana baktığımızda ise, her an elimizin altında olan ve istediğimiz programı, istediğimiz saatte izlemeyi olanaklı kılan TV servislerinin varlığıyla birlikte, eski alışkanlıklarımızdan eser kalmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ne zaman istersek bir tuşa basıp eski yayınları izleyebiliyoruz ve beğendiğimiz programları kaydedebiliyoruz.

Bugünlerde birçok kişi müzik dinlemek için bilgisayarlarına bağlı ses sistemlerini kullanıyor. Blu-ray ve DVD filmleri TV ekranında izlemek için uygun oynatıcı cihazlar kullanıyoruz. Akıllı televizyonlarla gelen uygulamalar sayesinde YouTube’un yanı sıra birçok çevrimiçi video hizmetinden yararlanabiliyor. Kimilerinizin televizyonuna bağlı PlayStation veya Xbox gibi birer oyun konsolu da var.

Televizyon sektöründeki onca gelişmeye rağmen, bilgisayarların, tabletlerin ve akıllı telefonların hayatımızda büyük bir yer kaplamasının bir sonucu olarak, artık onlara eskisi kadar rağbet edilmiyor. Salonda oldukça yer kaplayan bir eşya yerine hemen hemen her yere sığan ve istediğimiz yere taşıyabildiğimiz diz üstü bilgisayarlarımız varken neden televizyon alıp köşeye koyayım ki? Hala TV olan evlerde de durum çok iç açıcı değil. Çünkü açık olmasına rağmen birçoğumuz laptoplarla, telefonlarımızla uğraşıp eskisi gibi televizyon bağımlısı halinde yaşamıyoruz. Kısacası, bundan 20 yıl önceye oranla televizyona bakış açımız ve evlerimizin salonundaki televizyon kültürümüz, diğer birçok teknolojik gelişmenin sonucunda olduğu büyük bir değişime uğradı. Moda alanında karşımıza çıkan retro akımı televizyon dünyasında da yaşanır mı bilinmez ancak, bilgisayarların şu andaki kullanım alanlarına ve çoğunluğuna bakacak olursak televizyonların yakında tarih olabileceğini varsayabiliriz.

14 Kasım 2015 Cumartesi

Sütün çeşitli alanlarda kullanımları

   

Sütün tarihine baktığımızda, her dönemde çeşitli alanlarda kullanıldığını görmek mümkün. Tabii ki süt denilince aklımıza ilk gelen işlev, memelilerin yavrularının sindirim sistemi oluşana kadar beslemeleri ve anne sütünün içeriğindeki antikorlarla hastalıklara karşı koruması geliyor. Ancak, sütün sadece besleyici ve koruyucu özelliği yok. Bunun yanında, güzellik malzemesi olarak kullanıldığı yüzyıllardır bilinen bir gerçek.

Süt banyosu terimi, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın cildinin ve saçlarının güzelleşmesi için yaşadığı dönemde sık sık yaptığı bir yenilenme ve bakım çeşidi. Sütün pH değerinin cildin pH değerine yakın olması, nemlendirici etkisinin ana kaynağı ve cilde en iyi gelen sütün keçi sütü olduğu düşünülüyor. Ne var ki Kleopatra’nın eşek sütüyle banyo yaptığı ve banyoyu doldurma için yaklaşık 700 eşeğin sütüne ihtiyacı olduğu düşünülüyor ama, tarihi kanıtlara bakıldığında yazılı bir kaynak gösterilemiyor. Ancak, Roma imparatorunun eşi Sabina’nın eşek sütünü bir kozmetik ürün olarak kullandığı, yazılı metinlerle günümüze kadar gelmiş bir gerçek. Sabina banyosunu eşek sütüyle yapmakla kalmayıp, yüzünü de defalarca bu sütle yıkıyordu. Bu iki hikâyeye baktığımızda, özellikle Mısır Kraliçesi’nin de günümüze kadar ulaşmış dillere destan güzelliği sebebiyle süt banyosunun cildi güzelleştirdiği düşünülüyor. Günümüzde bu çeşit bir kozmetik uygulamanın zorluğu dikkate alındığında, uzmanlar banyo yaparken yıkanılan suya bir iki bardak sütü katmanın da benzer etkilerle sonuçlanabileceğini söylüyor. Süt, sadece cildin yapısını güzelleştirmekle kalmayıp, cilt üzerinde oluşan güneş yanıklarına, kaşıntılara, pullaşmalara da oldukça iyi geliyor.     Böcek ısırıkları, yanıklar ve çeşitli cilt sorunlarında, problemli bölgenin üzerine süt sürmek acıyı ve kaşıntıyı azaltıyor.

Cilt üzerindeki etkileri haricinde, sütün yararından faydalanabileceğimiz bir başka durum da akşamdan kalma haller. İçkinin çok fazla kaçtığı gecelerin sabahında, bir bardak süt içmenin sindirim sistemini temizlediği ve vücudun alkol dolayısıyla kaybettiği suyu dengelemesine yardımcı olduğu biliniyor. Rejim yapma amacındaki insanlarınsa bolca süt tükettiği gerçeğini, protein miktarının fazla olması sebebiyle doygunluk hissi vermesini ve yağları yakmak için gerekli olan metabolizma hızlanmasını gerçekleştirmesini öne sunarak doğrulayabiliriz.

Görüldüğü gibi süt sadece memeliler için temel bir gıda maddesi olmasının dışında, yüzyıllardır deneyimler sonucu keşfedilen alanlarda kullanılıyor. Sevelim ya da sevmeyelim, ancak bir gerçek var ki bu da süt hayatın her alanında kullanılan bir sıvı.