27 Şubat 2016 Cumartesi

Dunlop ve Darwin’in Hayatlarına Derinlemesine Bir Analiz

John Boyd Dunlop


İskoçya’lı veteriner ve mucit, 1840’ta Dreghorn’da (Büyük Britanya) doğdu, 1921’de Dublin’de (İskoçya) öldü.


Tekerlek iç lâstiğini icat etti. John Dunlop’un tıp, mekanik ve ulaşım araçları gibi konular ilgisini çekiyordu. Ayrıca Dunlop, oğlu Johny’yi çok seven bir babaydı da. Oğlu velosipet’i (devrimizdeki bisikletin üç tekerlekli eski tipi) ile gezerken, yollardaki çukurların ve araba izlerinin sebep olduğu sarsıntılardan şikâyet ediyordu. Her türlü işle uğraşmayı seven hünerli Dunlop, o zamanki dolma lâstikler yerine, pompayla şişirilmiş kauçuk lâstikler koydu. Bunları, dış lâstikler yerine, tekerlek üstüne bir pansuman bezi gibi sarılmış, bez bantlar çevreliyordu. Oğlu Johny, daha önce geçemediği arkadaşlarıyla yaptığı yeni yarışta, bisikletinin hem daha az sarstığını, hem de daha hızlı gittiğini gördü. Dunlop, bu keşfini geliştirerek brövesini aldı ve Cros’a sattı. Cros, bu buluş sayesinde 1888’de bir şişme lâstik fabrikasını kurmuştur.


André ve Edouard Michelin kardeşler. Fransız sanayicileri. Edouard 1859’da Clermont – Ferrand’da (Fransa) doğdu, 1940’ta Orcines’de (Fransa) öldü, André Paris’te doğdu ve öldü (1853-1931) Bisikletler ve otomobiller için sökülüp takılabilen tekerlek lâstiğini icat ettiler.


Dunlop’un yaptığı iç lâstik, araçların hız kazanması yolunda atılmış büyük bir adımdı. Fakat, patlaması halinde büyük sıkıntılar doğuruyordu: Bezden bantları sökmek, iç lâstiği çıkartmak, patlayan yeri bulmak, onu kauçukla yamamak ve lâstiği tekrar takıp aracı hareket ettirebilmek İçin üç saat uğraşmak gerekiyordu. 1892 yılında Paris-Brest arasında gidip gelme (1800 km) yarışan bisikletçiler, lâstik patlamalarının doğurduğu zaman kaybından acı acı yakınıyorlardı. Ama eski yarışçılardan Charles Terront, bisikletinin lâstikleri diğerlerlninkiler kadar sık patlamasına rağmen yarışı ikinci gelenden sekiz saat önce bitirerek kazandı. Zira bu bisiklet yarışçısı, Michelin kardeşler tarafından yapılmış ve janta basit clvetalarla tutturulmuş, çabucak sökülüp takılabilen bisiklet lâstiklerini kullanmıştı.


Darwin


Charles Darwin İngiliz tabiat bilgini, 1809’da Shrewsbury (Büyük Britanya) doğdu, 1882’de Down’da (Büyük Britanya) öldü.


Canlı varlıkların evrimini inceledi. Darwln’den önce birçok bilgin, binlerce yıldan beri, canlı varlıkların değişen hayat şartlarına daha İyi uyabilmek için, yavaş yavaş değiştikleri varsayımını İleri aürmek İçin tereddüt etmişlerdi. Bu çeşit iddiaların, çağdaşlarının peşin hükümleriyle çatış* masından korkuyorlardı. Darwin, doğa üzerindeki gözlemlerini geliştirmesine ve çoğaltmasına Hmkfin veren uzun bir dünya gezisinden sonra varlıkların evrimi hakkın-daki görüşlerini açıkladı. Bu görüşlerde yer alan »Hayat İçin mücadele ve doğal ayıklanma» İlkesine göre en zayıf ve çevresine uyamayan varlıklar kaybolmakta ve bunların yerini devamlı olarak gelişen kuvvetliler almaktadır. Tabiatta evrimin İşleyişi hakkında Charles Darwin tarafından ileri sürülen kuram, Darwlncillk adıyla tanınır. Darwin’in görüşleri geniş ölçüde tartışma konusu olmuştur.


 

25 Şubat 2016 Perşembe

Işık Yılı, Teleskop ve Gök Dürbünü Hakkında Duymadıklarınız

Işık Yılı


Gökyüzünde mesafeler öylesine büyüktür ki, bu mesafeleri ne metreyle ifade edebiliriz, hatta ne de kilometreyle. Bunun için bilginler, ışık – yılı adını verdikleri bir uzunluk biriminden yararlanırlar.


Bir ışık-yılı demek, ışığın bir yılda kat ettiği mesafe demektir. Teleskoplarla gökyüzünü İnceleyen bilginler, evrenin uçsuz, bucaksız genişliği karşısında yapacakları hesaplarda yanılmamak İçin ışık-yılı denen bir mesafe birimi kullanırlar. Bir yılda 31.536.000 saniye vardır. Işığın saniyede 300.000 kilometre kat ettiği ölçülmüştür. Bu hesaba göre ışık, bir yıl boyunca 9.460.800.000 000 kilometre kat ediyor demektir. Yâni yaklaşık olarak 10.000 milyar kilometre Gökyüzünün en parlak yıldızı Köpek Yıldızı “Siniş” bizden 8 ışık-yılı uzaklıktadır demek, aradaki uzaklığı kilometre olarak vermekten, herhâlde çok daha basit olacaktır.


Gök Dürbünü


Büyüteçle baktığımız cisimleri nasıl olduğundan daha büyük görürsek, çeşitli merceklerden meydana gelen bir gözlem aracı olan gök dürbünüyle baktığımız zaman da yıldızlan gözlerimizle gördüğümüzden daha büyük görürüz. Böylece gözümüzle göremediğimiz ayrıntıları da görmek imkânına sâhip oluruz.


Gök dürbünü, İncelediğimiz yıldızların görüntülerini büyülten, değişik tip ve biçim, deki büyük merceklerin uzun bir boru İçine yerleştirilmesiyle elde edilmiş bir gözlem aracıdır. Ne var ki büyültme gücü, teleskopunkine oranla daha sınırlıdır: Bakılan cisimden gelen ışıklar bu aralıklı merceklerden geçip gözümüze gelinceye kadar kuvvetlerinden çok kaybederler. Bunun sonucu olarak da, baktığımız cismi net göremeyiz. Bu gök dörbünü, bir gök cismini ne kadar büyültüyorsa o kadar da netliğinden kaybettirir. 17’nci yüzyıl başlarında icat edilen gök dürbünü, Gallleo. Kepler ve diğer tanınmış gökyüzü bilginleri tarafından geliştirilmiştir.


Teleskop


Ortası çukur bir aynaya bakacak olursak yüzümüzü olduğundan çok büyük görürüz. Yıldızlan gözlemeye yarayan teleskopun da büyük bir çukur aynası vardır. Bu ayna sayesinde gözlenen yıldızın görüntüsü çok daha büyük görünür.


Dürbünüyle teleskopu karıştırmamak gerekir. Teleskopta, bakılan cismin görüntüsü, gökdOrbününde olduğu gibi birtakım büyültücü merceklerden geçmez. Doğrudan doğruya bir çukur aynaya gelir. Böylece elde edilen görüntü, son derece aydınlık ve temizdir. Sonra bu görüntü, göz merceklerinden meydana gelmiş bir düzen aracılığıyla büyültülür. Teleskop sayesinde, dünyamızdan çok uzakta bulunan gök cisimlerini İncelemek mümkündür. Teleskoplar, rasathane kubbesi denilen düzenlerle muhafaza altına alınır.


 

23 Şubat 2016 Salı

Çocuklar Yetiştirilmesinde Ailenin Görevleri

Okul döneminde çocuklar, arkadaşlarını, çoğunlukla yakın çevredeki komşularından seçerler. Ancak, seçimi yaparken, kendi yaşlarına, cinslerine, zihni ve sosyal düzeylerine uygun olmalarına özen gösterirler. Yıllar geçtikçe, arkadaş seçiminde; yardımseverlik, dürüstlük, sağduyu sahibi olmak, arkadaş canlısı olmak gibi kişilik özellikleri ön sırayı almaya başlar.


Çocuk, okula gittikten ve başka çocuklarla ilişki kurmaya başladıktan sonra, kişisel oyunlardaki ilgi, grup oyunlarına çevrilir ve arkadaşsız oyun, önemini kaybeder. Çocukluğun sonlarına doğru arkadaş grubunun daha etkili oluşunda kısmen çocuğun zamanının büyük bir bölümünü arkadaşlarıyla birlikte geçirmesinin rolü vardır.


Çocuğun arkadaş grubu, onun sosyal tavırlarım etkiler. Bu sosyal tavırlar, çocuğun genellikle diğer bireylere ve sosyal yaşama karşı tüm tavırlarını içerir. Bir dereceye kadar ailede kazanılan bu tavırlar, çocuğun arkadaş grubuyla olan deneyimleri sonucu değişebilir. Arkadaşlarıyla oynayan çocuğun 8 yaşma doğru grup oyununda giderek bir artma, toplumsallaşmasında da belirgin bir değişiklik görülür. Çocuk, daha az bencil ve saldırgan, buna karşılık, daha fazla grup bilincine sahip ve yardımsever olur.


6-7 yaşından itibaren kızlar ve erkekler, kendi cinslerinden oluşan küçük gruplarıyla birlikte oynamaktan büyük bir zevk duyarlar.


Küfür


Anne ve babalan, arkadaş ilişkilerinde en çok etkileyen faktör, olumsuz arkadaş modelleriyle, küfürdür. Anne ve babalar, çocuğun öğrendiği küfrü bir daha unutmayacağından endişe duyarlar. Oysa, bir küfrü ağzına dolayan çocuğa, sürekli uyarıda bulunmak, onun küfürden vazgeçmesinde etkili olmaz. Küfrün anlamı açıklandığında, ya da duymazlıktan gelindiğinde, o küfür unutulur ve bir daha duyulmaz. İşte bu sebeple, “kötü örnek” bahanesiyle çocuğu arkadaş ilişkilerinden men etmek, onun sosyal gelişimi açısından son derece zararlıdır.


Resim yapan ”kitap okuyan, konsere” tiyatroya veya resim galerisine sıklıkla giden anne ve baba kendi uğraşlarıyla çocuğa önemli birer örnek oluştururlar. Ancak önemli nokta örnekten öte çocuğu zorlamaktan kaçınmaktır. Annenin balerin veya babanın müzisyen olması mutlaka çocukta da aynı ilginin oluşacağı anlamına gelmez, önemli olan çocuğun istek yetenek ve eğilimidir. Bu özellikler saptandıktan çocuğun ilgi alanları belirlendikten sonra o doğrultuda kanalize etmek gerekir.


Okuma Alışkanlığının Kazandırılmasında Ailenin Rolü


Kitap çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminde önemli bir uyarandır. Gelişim süreci içinde çocuk kendine özgü bir kişiliğe sahip olan bir bireydir. Çocuğun yetişkin insandan farklı oluşu sadece bir basamak farkından değil aynı zamanda bir nitelik ve zihniyet farkından gelmektedir. Çocuk “eksik bir yetişkin” değil fakat zihinsel bedensel duygusal ve sosyal gereksinimlerini tamamlamak isteyen kelimenin tam anlamıyla bir “kişi”dir. Bu sebeple çocuk kitaplarının hazırlanmasında, çocuğun kişiliğinin, içinde bulunduğu büyüme olgusunun ve gelişiminin çeşitli evrelerinin sürekli olarak göz önünde bulundurulması gereklidir. Bir kitabın çocuğun ilgisini çekmesi için o kitabın bazı ihtiyaçlara cevap vermesi gerekmektedir. Bu ihtiyaçların başında, sevgi gelir.


Çocuğun duygusal gelişiminde olsun, genel anlamda eğitimde olsun “sevgi”, “şefkat” ve “güven” sözcüklerinin yeri ve önemi büyüktür. İşte bu sebeple çocuklar kendilerine sevgi ve güven ileten kitaplara büyük ilgi ve ihtiyaç duyarlar.


 


Çocuk, kişiliğinin gelişiminde bir modelle kendini özdeşleştirir. Bu model başlangıçta ana-baba ve yakın akrabadayken zamanla yerini arkadaşa, film ve kitap kahramanlarına bırakır. Bu bakımdan kitap kahramanlarının ahlaki ve sosyal açıdan sağlıksız olması, çocuğun kendisini kötü bir modelle özdeşleştirmesine


Çocuğu Yönlendirmede Ailenin Rolü


Başlangıçta çocuk kolayca elinde tutabileceği kısa öykülerle, ilginç resimleri içeren küçük kitapları sever. Bu kitaplar çoğunlukla gerçekdışı olaylardan oluşmaktadır. 3-4 yaş çocukları kendilerine resimli öykü kitaplarının okunmasını isterler. Çocukların büyük bir bölümü birtakım hayali serüvenlerden oluşan öyküleri dinlerken büyük zevk duyarlar ve bu öykü kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler.


Pressey ve Robinson’a göre okuma ilgisi yaşla artar. Entelektüel açıdan gelişimin yanında okul deneyimlerinin de katkısıyla çocuk daha gerçekçi olur ve hayali konulan saçma bulur. 6-7 yaşlarında çocuklar doğa hayvan ve diğer çocukları da içine alan kısa ve bol resimli öykülerden özel zevk duyarlar.


6 yaş çocuğu yatağa yattıktan sonra yarım saat kendisine kitap okunmasını ya da kitaplara bakma fırsatı verilmesini isterler. Gesell’e göre bu dönem bir çocuğun okumaya karşı olan ilgisini kamçılamak üzere en uygun evredir.


Çocuk kitaplarının seçiminde cinsiyet faktörünün rolü konusu uzmanlarca uzun süre araştırılmış ve okuma ilgisinin kızdan erkeğe değiştiği noktasında görüş birliğine varılmıştır. Genellikle erkekler spor gezi serüven, makine bilim ve ünlü kişilerin yaşamöykülerini içeren yayınlan okumayı severlerken; kızlar, romantik romanlarla kendilerini ilgilendiren öykü ve şiir kitaplan-m okumaktan zevk duymaktadırlar.


 

17 Şubat 2016 Çarşamba

Hidrojen Hakkında Derin Bir İnceleme

Hidrojen


Yeryüzündeki elemanların en hafifi olan bir gazdır. Hidrojen, gaz halinde bulunan renksiz, kokusuz bir elemandır. Dünyamızdaki elemanların en hafifidir. 1 litre hidrojenin normal şartlarda (0° sıcaklık, 760 mm. civa basıncı altında) ağırlığı 0,0899 gr. dır. Havadan 12,4 kat hafiftir. Kolay yanıcı, hava ile karışım halinde patlayıcıdır.. Bu bakımdan, eskiden balonlarda kullanılması tehlikeli olmuş, yerine helyum kullanılmıştır.


Hidrojen XVII. yüzyıldan beri bilinmekteydi, yanıcı özelliğinden dolayı «tutuşturucu hava» diye anılırdı. Ancak, bu haliyle öteki yanıcı gazlarla da karıştırılıyordu. Öteki gazlardan tamamen ayırdedîlmesi XVIII. yüzyılda mümkün oldu.


Hidrojen Nerelerde Bulunur


Hidrojen, serbest ‘halde, içinde bulunduğumuz havada yok denilecek Içadar azdır, atmösferin çok yükşek katlarında İse hemen hemen yalnız hidrojen vardır.


Hidrojen yeryüzünde daha çok bileşik halde- bulunur. Erv önemli bileşiği sudur. Su yeryüzünün yaklaşık olarak 3/4 ünü denizler halinde kaplarken karalarda da çeşltlf biçimlerde her yerde bulunur. Ayrıca, havada su buharı halinde, maden filizlerinde kristal suyu halinde, canlıların yapısında da çeşitli sıvı halinde su vardır. Hidrojen sudan başka bütün organik bileşiklerin içinde karbonla birlikte bulunur. Yalnız, karbonla meydana getirdiği* bileşiklerden akar yakıtlar, yanıcı gazlar ortaya çıkar. Havagazında hacım bakımından % 50 oranında hidrojen bu-lurlır. Canlı, cansız bütün varlıklar, içinde bulundurduğu- bileşik veya serbest haldeki hidrojeni sudan elde eder. Döl ayı siyle, evrende suyu meydana getiren hidrojenin önemi çok büyüktür.


Hidrojenin Elde Edilişi


Lâboratuvarfarda küçük ölçüde hidrojen elde edildiği bazı kimyasal olaylara dayanır. Birçok metaller asit değince hidrojen gazı çıkarırlar. Bir örhek: İçinde kloridrik asit bulunan bir tüpe birkaç çinko parçası atılırsa şiddetli bir gaz çıkar. Bu hal ya çinko eriyerek bitinceye, ya da tüpteki sıvının asit özelliği kaimayıncaya kadar sürer. Bu olay sırasında çıkan gaz hidrojen gazıdır, tüpte çinko klorür çözeltisi meydana gelmiştir. Bu deneyi lâboratuvarda bir kip rihazında yaparsak devamlı hidrojen gazı elde edilir. Devamlı hidrojen çıkaran bir boru ucuna bir alev tutarsak hidrojenin soluk mavi bir alevle yandığını görürüz. Yanan alevin üzerine bîr cam levha tutulursa levhanın üzerinde buğulanma olur, su meydana gelir. Yanıcı birçok cisimlerden yanma sırasında karbon dioksit doğarken hidrojenin yanması ile su meydana geldiğini bu deney bize gösterir. İçinde hidrojenle hava karışık bîr tüp ağzına alev yaklaştırılırsa, gaz miktarına göre hafif veya şiddetli bir patlama olur. Bu, yamçı, yakıcı gaz karışımlarının patlaması olayıdır.


Birleşim ve Çözümleme


İki hacım hidrojen bir hacım oksijenle birleşerek su meydana getirir. Bu olay, dahi önceki deneyde hidrojenin yakılması île öldüğü gibi, iki gar karışımının bulunduğu bir kabda bir elektrik arkı yardıtnr ile de yapılabilir. Bu olaya «bireşim» (sentez) denir. Öunun aksi çözümleme (analiz)dir. Su, çeşitli usullerle çözümlenerek elemanları olan oksijenle hidrojene ayrılır. Hidrojen elde edilmesi usullerinden biri de budur.


Hidrojen kükürt ve benzeri elemanlarla HşS şeklinde birleşir. Kükürtlü hidrojen kimyada önemli bir bileşiktir (Bk. Kükürt), azotla amonyak meydana getirir (Bk. Amonyak).


Hidrojenin karbonla bileşikleri pek çoktur. Yalnız karbonla «hidrokarbon» ları, oksijen ve karbonla da, CHO bileşikleri olan, alkoller, eterler, karboksilli asitler, oksi asitler, karböhidratlar gibi büyük toplulukları doğurur. Karbon dioksitle hidrojen, özel şartlar ve uygun katalizörlerle, «su gazı» veya «karınca asidi» ni (formik asidi) meydana getirir. Hidrojenle karbon monoksitten istediğimiz şartlan uygulıyarak karbon, metan, formaldehit, metil alkol, etil alkol ve sıradaki diğer alkolleri, etilden veya devamlı olan diğer olefin hidrokarbonlarını elde edebiliriz.


Endüstride Hidrojen


Endüstride hidrojen birçok bileşiklerin bireşiminde kullanılan önemli bir gazdır. Bu bakrından, elde edilmesi içirt birçok usuller bulunmuştur. Bugün başlıca şu usullerle elde edilmektedir:


1- Elektrik enerjisinin ucuz olduğu Norveç, İsviçre, Kuzey Amerika ve İtalya’da suyun elektroliziyle elde edilir.

2- Kızıl derecedeki kok kömürü üzerinden su buharı geçirmekle karbon monoksit ve hidrojen elde edilir. Karbon monoksitle hidrojen özel usullerle birbirinden ayrılır, hidrojen toplanır.


Hidrojenin Özellikleri


Simgesi: H Atom no.: 1 Atom ağırlığı: 1,008 Ergime noktası: —257°


Kaynama noktası: 252°,7


3-Kızgın demir veya demir oksit üzerinden su bunarı geçirmekle elde edilir.


4-Metan, etart gibi gaz halindeki hidrokarbonlarla su buharını yüksek sıcaklıkta ve Özel şartlarda birleştirmekle hidrojen elde edilir.


5-Kraking metodu» denilen ağır yağlardan benzin ve benzeri hafif hidrokarbonların elde edilişinde hidrojen meydana gelir (Bk. Kraking),


Hidrojenin endüstride kullanıldığı en Önemli yerler şunlardır:


1-Havadaki oksijenin linde cihazında sıvılaştırtması ile elde kalan azot hidrojenle birleştirilir, amonyak elde edilir.


2- Kömürden benzin elde edilmesinde hidrojen kullanılır.


3-Çeşitli organik bileşikleri bireşimli (sentetik) olarak elde edilmesinde kullanılır


4- Sıvı yağlardan katı yağlar ve margarin elde edilmesinde kullanılır.


5- Eskiden balon ve zeplinleri uçurmak için kullanılırdı.


6- Oksijenle birlikte kaynakçılıkta asetilen yerine kullanılmaktadır.


7- Bazı çelik cinslerinin tavlanması sırasında oksi t (eşmemesi için hava yerine hidrojen akımında soğutma yapılır.


Hidrojen, oksijen ve asetilen gibi çelik tüplerde taşınabilir.


Hidrojen Isotopları


Hidrojen atomunun iki İsotopu vardır: Deuterium ve triton (Bk. fsotûp).


  1. Deuterium: Atom yapısına göre incelenirse normal hidrojen çekirdeği bir protondan meydana gelmiştir (Bk. AtomJ, Kütlesi T’di n. Atom sayısı 1 ‘din Deuterium-da ise protona bir de neutron eklenmiş, kütlesi 2 olmuştur.’ Atom “sayışı gene 1 ‘dir. Deuteriuma «ağır hidrojen», meydana getirdiği suya da «ağır su» adı verilir. Deuteri-umun simgesi D, ağır suyun formülü de pzO’ dur. Suyun yoğunluğu 1, molekül tartıcı 1B, kaynama noktası 100°, donma noktası 0″‘ dir, Ağır suyun yoğunluğu 1,1, molekül tartısı 20, kaynama noktası 101°, donrrfa noktası 3°’dir. Ağır hidrojen Ve âğir su, normalinin İçinde 1/7000, oranlnda bulunur. Normal suyun elektrolizi sırasında hidrojen» çıkar, geri kalan kısım deuterlümca zenginleşir. Elde edilmesi de bu# yoldan olur. Bu usul elektrik enerjisinin ucuz olduğu yerde, bu arada en çok Norveç’te uygulanmaktadır.

2.Triton: Hidrojenin bu İsotöpu iki. neutron almış protondur. Kütlesi 3’tür. Fazla dayanıklı değildir. 30 yıllık bir yerılaıvna müddeti ile helyuma döner (Bk. Radyoaktivite);


Hidrojen Bombası


İki ağır hidrojen çekirdeğinden bir helyum atomu meydâna getirmek hidrojen bombesinin esasını doğurmuştur. Hidrojen bombası zamanımızın en korkunç silâhı durumundadır. Bu basit hesap kuvvetinf açıklar: 1 kg. plütonyum parçalanması (atom bombası) 1 gr. enerji verirken, 1 kg, hidrojenden helyOrh yapımında 7,5 gr. enerji elde edilmektedir. Einstein denklemine, göre bu miktar enerji 150.000.000.OOP kilokalori yapmaktadır. (1 kilokalori 1 kg suyun sıcaklığını° artıran sıcaklık miktarıdır).


Hidrojenden helyum meydana gelirken açığa çıkan enerji güneşin, daha başka yıldızların sahip oldukları enerji kaynağını da ortaya koymaktadır.


Hidrojen bombasında da bu olayın gerçekleşebilmesi İçin İlk basamakta çok yüksek bir sıcaklık derecesi gereklidir. Bu yüksek sıcaklık bir uranyum veya plütonyum bombasiyle sağlanır. Dolayıtlyle atom bombası hidrojen bombasını berekete geçirecek bir pil ödevi görür (Bk. Atom Bombası).


 


 


 


 


 


 

16 Şubat 2016 Salı

Röntgen, Harvey ve Malpighi

Wilhelm Conrad Röntgen


Alman fizik bilgini, 1484’te Lennep’te (Almanya) doğdu, 1923’te Münih’te öldü.


Röntgen ışınları da denilen X ışınlarını buldu ve ilk radyografiyi elde etti. Röntgen, havası boşaltılmış bir lamba olan ve çeperleri karanlıkta ışık saçan Crooks tüpünden etrafa yayılan ve gözle görülmeyen ışınların ne olabileceğini öğrenmeye çalışıyordu. Lâmbanın çevresini siyah kâğıtla kaplayan bilgin, bu görünmeyen ışınları flüorışıl maddeyle sıvanmış bir ekrana yansıtınca ekranın aydınlandığını gördü. Sonra elini ekranla tüp arasına koydu: bu defa elinden geçen ışınlar el kemiklerini aydınlık ekrana, gölgeler hâlinde yansıttılar. Röntgen, bu ışınların diğer cisimlerden de geçip geçmediğini öğrenmek için kapalı bir kapının bir tarafına Crooks tüpünü, diğer tarafına da bir fotoğraf filmini koydu: filmin banyosundan sonra elde ettiği fotoğrafta, kapının tahtasının liflerini ve demir vidaları gördü. Ve nihayet 1895’te X ışınlarıyla ilk radyografiyi gerçekleştirdi.


William Harvey


İngiliz hekimi, 1578’de Folkestone’da (Büyük Britanya) doğdu, 1657’de Hemps-tead’da (Büyük Britanya) öldü.


Kan dolaşımını keşfetti. William Harvey. Padova Üniversitesinde Profesör Fabrice Acxuapendente’nin öğrencisi olmuş, sonra da hekimlik diplomasını alarak Ingiltere’ye dönmüştü. Londra’ya yerleşen genç Harvey, bir süre sonra kralın doktoru oldu. Kralın yüksek himayesinden faydalanan hekim, ölüm cezasına çaptırılan mahkûmların cesetlerini gizlice temin iznini elde ederek kadavralar üzerinde çalışıp araştırmalar yapmaya başladı. Çünkü o devirde ölülerin vücudunu kesip açmak halk gözünde yüz kızartıcı bir işti. 17 Nisan 1616’da Londra Üniversitesinde yapılan bir konferansta, Harvey, kan dolaşımını açıkladı. Ona göre kanın iki türlü dolaşımı vardır: Küçük dolaşım ve büyük dolaşım. Küçük dolaşımda kan, temizlenmek üzere akciğerlere gider, büyük dolaşımda ise, temiz kan, kalpten bütün vücuda yayılırdı.


Marcello Malpighi


İtalyan hekimi ve anatomi bilginidir. 1628’de Crevalcore’de (İtalya) doğdu, 1694’teRoma’da öldü. Mikroskopu ilk defa canlı dokuları incelemede kullandı ve olumlu sonuçlar elde etti.


Vücudumuzda bulunan birçok doku. İtalyan hekimi Malpighi’nin adını taşımaktadır: üst derinin alt tabakası “Malpighi ağı” adını taşır. Dalağımızı çevreleyen küçük atar damarlar boyunca “Malpighi cisimcikleri” yer alır. Böbreklerimizde kanımızı süzen «Malpighi yumakcıkları» ve nihayet içinde sidiğin aktığı Malpighi piramitleri vardır. Bütün bunlar, Italyan hekimi ve Papa Innocentius Xll’nin özel doktoru Marcello Mal-pighi’nin o zamanlar yeni icadedilmiş bir araç olan mikroskop yardımıyla insan vücudunu ne kadar titizce incelediğini gösterir. Marcello Malpighi ayrıca böcek erin solunum organlarını da yine o ilkel mikroskobuyla incelemeyi başarmıştır. Londra’da bilginin kullandığı mikroskopları görmek mümkündür. Malpighi’nin bu adar buluşu son derece ilkel araçlarla gerçekleştirmiş olması şaşılacak bir başarıdır