25 Mart 2016 Cuma

Bu Kişileri Biliyor Muydunuz?

Baden – Powell


Baron Robert Baden-Powell İngiliz generali, 1857’de Londra’da doğdu, 1941’de Nyeri’de (Kenya) öldü. İzciliği kurdu ve bu kuruluşun uluslararası bir nitelik kazanmasını sağladı.


Güney Afrika’da Mafeking’de, Boerlere karşı giriştiği savaşta yiğitçe dövüşen General Baden-Powell, bu muharebelerde İngiliz askerlerinin hiç de iyi savaşmadıklarını görerek üzülmüştü. Askerlikte edindiği bu deney, onu yeni yetişen kuşağın eğitimiyle ilgilenmeye yöneltti. Baden-Powell, 1908’de kısa zamanda bütün ulusların ilgisini çeken “boy scoots” denilen izci teşkilâtını kurdu. Bu teşkilâta yalnız erkek çocuklar katılabiliyordu. Daha sonra kız kardeşi Agnes Baden – Powell’in yardımıyla “girl-guides” adıyla kız izci teşkilâtını kurmuştu. Bu eğitim hareketi kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı. Özel bir üniforması, çeşitli rütbeleri ve çok sıkı kuralları olan izciliğin amacı çalışkan, tutumlu, cesur, temiz, saygılı, itaatkâr, neşeli ve faydalı yurttaşlar yetiştirmektir.


Hammarskjöld


Dag Hammarskjöld, İsveçli siyaset adamı, 1905’te Jönköping’de (İsveç) doğdu, 1961’de Rodezya’da öldü.


Birleşmiş Milletler Teşkilâtının, dünya barışı uğrunda can veren genel sekreteri olan Hammarskjöld, Bir süre iktisat profesörlüğü ve devlet bakanlığı yaptıktan sonra Birleşmiş Milletler Teşkilâtının genel sekreterliğine seçilen Dag Hammarskjöld’ün başlıca görevi, uluslararası anlaşmazlıklara çözüm yolu bulmak ve çıkacak çatışmaları önlemek, sınırlamak ya da durdurmaktı. Zor olduğu kadar da önemli olan bu görev, insanları çok İyi tanımayı, onların haklarını, kanunlarını, karakterlerini çok iyi bilmeyi gerektiren, ayrıca diplomatlık ve girginlik isteyen bir görevdi. Kendini dünya barışına adamış Dag Hammarskjöld’ün uçağı, bir hava yolculuğu sırasında Rodezya’da Ndola dolaylarında düştü. Böylece barış dünyası, en değerli evlâtlarından birini daha kaybetmişti. 1961’de Nobel barış ödülü Dag Hammarskjöld’e verildi. Onun gibi Birleşmiş milletler teşkilatında görevli daha nice gözlemciler her yıl barış uğruna can vermektedir.


Şeyh Şâmil veya İmam Şâmil


Dağıstanlı yurtsever ve büyük kahraman, 179B’de Gümrü’de (Dağıstan) doğdu, 1871’de Medine’de (Arabistan) öldü.


Ülkesinin bağımsızlığı için yıllar boyu Ruslarla savaştı. Şeyh Şâmil’in Ruslarla yaptığı bir çarpışmada göğsüne düşman süngüsü saplanmıştı. Ama o, süngüyü çıkartarak kendisini yaralayan Rus’u öldürmüş, sonra da ciğeri delinmiş, kaburgaları kırılmış bir hâlde düşman çemberini yarıp kurtulmuştu. Hürriyetsizliği ölümle bir tutan bu kahraman, Dağıstan’ın bağımsızlığı için bir avuç insanla yıllar yılı çarlık ordularına karşı savaşmış, en sonunda 1859 da Ruslara esir düşmüştü. Fakat Çar, Şâmil’in silâhını almamış ve ona esir bir hükümdar muamelesi yapmıştır. Ayrıca Şâmil’in oturduğu şehirden geçecek her Rus- subayına bu kahramanı ziyaret emrini vermişti. Ama bu durum Şeyh Şâmil’e daha da ağır gelmişti. Bir süre sonra Çar’dan hacca gitme iznini elde eden büyük halk kahramanı, Medine’ye giderken İstanbul’a da uğramış, burada halk kendisini büyük bir törenle karşılamıştır.


 

20 Mart 2016 Pazar

İnsan Sever Ünlü Akademisyenler

Valentin Haüy


Fransız eğitimcisi ve insan severi. 1745’te Saint-Just-en-Chaussée (Fransa) doğdu, 1822’de Paris’te öldü.


Körler için kabartma harfler icad etti. Sağır dilsizler gibi körler de, içinde bulundukları acıklı durumdan ancak uzman eğitimciler yardımıyla kurtulmaya çalışmak zorundaydılar. Epée Rahibi Charles Michel sağır ve dilsizlerden yardımını esirgememiş. Eğitimci Valentin Haüy İse kendini I körlerle ilgilenmeye adamıştır. Paris’te 1784 yılında Genç Körler Enstitüsü’nü kuran n Valentin Haüy ayrıca körlerin okumasını sağlayacak kabartma harfleri icat etmiştir. H Daha sonra da Essai sur l’Éducation des Aveugles (Körlerin Eğitimi Üstüne Deneme) adlı bir eser yazmış ve bunu öğrencilerine bastırmıştır. Bu insanseverin ayrıca Rusya ve Prusya’da da Fransa’dakine benzeyen birçok körler enstitüsünün kurulmasında hizmetleri geçmiştir. Daha sonra körlerin okuma ve yazma metotlarını kör Mucit Braille geliştirmiştir.


Horace Wells


Amerikalı diş hekimi.1815’te Hartford’da (Amerika Birleşik Devletleri) doğdu, 1848-de New York’ta öldü.


Cerrahî anestezi tekniğini icat etti. Bir diş hekiminin çalışmasını engelleyen en büyük zorluk, hastasının acı çekmesidir. Eskiden hekim geçinen bazı kimseler, hastanın çürük dişini çekmeden Önce onu bir süre eğlendirmeye çalışır, sonra da dişini birdenbire çekiverirlerdi. 1844 yılıydı. Wells bir gün tiyatroya gitmişti. Sahnede azot protoksit’ten başka şey olmayan bir gazın güldürücü niteliklerini göstermek amacıyla gülünç bir gösteri düzenlenmişti. Orada bulunan bir dostu, bu gazı teneffüs etmiş ve kahkahalarla gülmeye başlamıştı. O kadar kİ gülerken etraftaki mobilyalara çarparak yaralanmış yine de gülmesi kesilmemişti.


Bunu gören Wells, hemen ertesi gün bir miktar azot protoksit koklayıp dişini çektirmek üzere doğruca bir dişçiye koştu. Wells ameliyat sırasında en ufak bir acı bile duymadığını fark etti. Böylece de cerrahî anestezi doğmuş oldu.


Elene Theophile Hyacinthe Laennec


Fransız hekimi,1781’de Quimper’de (Fransa) doğdu, 1826’da Douamenez’de (Fransa) öldü.


Stetoskopla vücudu dinleme usulünü keşfetti. Günümüzün doktoru hastasının vücudunu, özellikle ciğerlerini önce stetoskop denen âletiyle dinler. Biçimi bugün il|j şeklinden çok farklı olan bu âlet, ilk defa Laennec tarafından bir rastlantı sonucu icadedilmiştir. Doktor günün birinde kulağını uzun bir kalasa dayamış çocuklarla oynarken, kalasın öbür ucunun bir toplu iğneyle kazındığını fark etmişti; hatta bu hafif gürültü ona çok net ve çok kuvvetliymiş gibi geldi. Hasta haneye dönünce bir defteri rulo yaparak İyice sıkıştırıp bir silindir hâline getirdi. Silindirin bir ucuna kendi kulağını yaklaştırıp öteki ucunu da bir hastasının vücuduna dayayarak onun kalbini ve ciğerlerini dinledi; işte o zaman Laennec, organizmanın çıkardığı sesleri rahatlıkla duyduğunu fark etti. 1815 yılından itibaren de İlk tahta stetos-koplar kullanılmaya başlandı.


 

19 Mart 2016 Cumartesi

Enver Paşa, Abraham Darby ve Gustave Eiffel Kimdir?

Enver Pasa


Türk generali ve devlet adamı Enver Paşa, 1881’de İstanbul’da doğdu, 1922’de Belhcivan’da (Tacikistan) öldü. İttihat ve Terakki Cemiyetinin en faal üyesidir.


Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep oldu. 1902‘de Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olan Enver Bey, Makedonya’ya gönderilmiş ve burada komiteci ve eşkıya ile çarpışmıştı. 1907’de ittihat ve Terakki Cemiyetl’ne katılan Binbaşı Enver, istibdat idaresine karşıydı. II. Abdülhamit’e 1908 Meşrutiyetini kabul ve ilân ettirmek amacıyla genç subaylarla dağa çıkmıştı. Meşrutiyetin ilânından sonra yıllarca Hürriyet Kahramanı olarak anılan Enver Beyin ünü, bütün ülkeye yayılmış, hatta kalpağı ve bıyığı halk arasında moda olmuştu. 1914’te Harbiye Nazırlığına getirilen Enver Paşa Birinci Dünya Savaşı çıkınca, büyük bir sorumsuzlukla Türkiye’yi Almanların yanında savaşa sokmuştur. Savaştan sonra da Almanya’ya kaçan Enver Paşa, oradan Rusya’ya, daha sonra da Türkistan’a geçmişti. Orada bir Türk devleti kurmak istedi ama Ruslarla çarpışırken öldü.


Darby III


Abraham Darby III. İngiliz demirci ustasıdır. XVIII. Yüzyılda Galler Ülkesinde (Büyük Britanya) yaşadı. Avrupa’da dünyanın ilk büyük madenî köprüsünü inşa etti ve hizmete açtı.


İngiltere’yi dolaşan turistler, Severn nehrinin iki yakasını birleştiren 30 metrelik büyük madenî köprüye pek dikkat etmezler. Hâlbuki bu köprü, Fransız mühendisi Eiffel ve diğer cüretli mühendisler tarafından, birçok uçurum, vâdi ve boğaza kurulan sayısız köprünün atasıdır. Ironbridge (Demir köprü) adı verilen bu köprünün dökme demirden putreller, 1779 yılında demirci ustası Abraham Darby lll’ün yönetimindeki Darby’ler Dökümevi’nde hazırlanmıştır. Darby III, bu köprünün yapımı süresince canla başla çalışmış ve hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Kuvvetli ayaklar üzerine oturtulan ve demir İskeleti son derece dayanıklı olan bu köprü, iki yüz yıla yakın bir zamandan beri hâlâ ilk günkü sağlamlığını muhafaza etmekte ve hiçbir yıpranmışlık belirtisi göstermemektedir.


Eiffel


Gustave Eiffel Fransız mühendisidir. 1832’de Dijon’da (Fransa) doğdu, 1923’te Paris’te öldü. Demir inşaatı çalışmalarıyla ün kazandı.


Paris’teki Eiffel kulesini yaptı. Paris şehrinin sembolü Eiffel kulesiyle adını bütün dünyaya duyuran Gustave Eiffel, Fransa’da ve dünyada, yapımı oldukça güç, çok sayıda madenî köprüyü gerçekleştirmiştir. Eiffel, o zamana kadar yapılan çok ayaklı köprüleri sakıncalı buluyordu. Çünkü bu tür köprülerin ara ayakları ya kaygan topraklar üzerine oturtulur ya da kuvvetli akıntılara maruz kalırdı. «Demir Sihirbazı» mühendisin amacı, üzerinde köprü kurulacak vadinin derinliği ve genişliği ne olursa olsun, bu vadiyi tek bir kemerle aşmaktı. Fransa’da, yapımı 1885 yılında tamamlanan Gabarit köprüsü bu tür köprülerin en göze çarpanıdır. Kemerinin iki ayağı arasındaki uzaklık 165 metreyi bulan bu köprü, Roma’daki San Pietro kilisesi, Paris’teki Notre-Dame katedrali ve Zafer Tâki yan yana gelseler, üzerlerinden kolaylıkla aşabilirdi.


 

14 Mart 2016 Pazartesi

Tarihin Önemine Katkı Sağlayan Üç İnsanın Hayatı

Kanunî Sultan Süleyman


Kanunî Sultan Süleyman veya I. Süleyman, Onuncu Osmanlı Padişahıdır. 1494’te Trabzon’da doğdu, 1566’da Zigetvar’da (Macaristan) öldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü döneminde 46 yıl saltanat sürdü. Yaptığı kanunlar dolayısıyla «Kanunî» unvanını aldı.


Avrupalıların «Muhteşem» unvanını verdikleri I. Süleyman 1520’de, 25 yaşında tahta çıktı. 46 yıllık saltanatını hemen hep savaşlarla geçirdi, karada ve denizde zaferlerle süsledi. 1521’de Belgrad’ı. 1522’de Rodos’u aldı. 1526’da Mohaç Meydan Savaşı’nı kazanıp Macaristan’ı fethetti. Anadolu’daki bazı isyanları bastırdı ve 1529’da Viyana’yı kuşattı. Toplar getirilmediği ve mevsim geçtiği için şehri alamadı. Kutsal Roma-Germen imparatoru Şarlken’e karşı. Fransa kralı j, Fransızcayı korudu ve Akdeniz’e bu amaçla donanma göndererek, burasını bir Türk gölü hâline getirdi, İranlılardan Tebriz ve Bağdat’ı aldı. Kuzey Afrika’yı, Mora ve Venedik’i fethetti. Son olarak Zlgetvar kalesini alırken öldü. Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı tarihinde Fatih’ten sonra en büyük devlet ve siyaset adamı, Yavuz’dan sonra da en büyük asker sayılır.


Henry VIII


İngiltere ve İrlanda kralı, 1491’de Green wich’te              (Büyük Britanya) doğdu, 1547’de Westminster’de (Büyük Britanya) Öldü.


Birbiri ardından tam altı kadınla evlendi. Henry VIII, çok güzel kızıl sakalı olduğu hâlde zaman zaman Mavi-Sakal’a benzetilmiştir. Ülkesinde koyu bir diktatörlük uygulayan bu İngiltere kralı, önce Catherine d’Aragon ile evlendi. Yirmi iki yıl süren bir evlilikten sonra da genç bir kadınla evlenmeye kalktı. Fakat papadan boşanma iznini elde edemeyince kiliseyle ilişkisini kesti ve kendisini Protestan Anglikan kilisesinin başkanı ilân etti. Sonra da kendi kendine boşanma yetkisini vererek Anne Boleyn ile evlendi. Fakat üç yıl sonra onun boynunu vurdurdu. Daha sonraki karısı Jeanne Seymour çok yaşamadı. Dördüncü karısı Anne Clâves’den pek çabuk bıkıp onu çirkin bulmaya başlayan Henry VIII, bu sefer Catherine Howard ile evlendi, ama çok geçmeden onun da boynunu vurdurdu. Neyse ki altıncı ve son karısı Catherine Parr, Kraldan çok yaşamak mutluluğuna erdi.


Elisabeth


1533’te Greenwich’te (Büyük Britanya) doğdu, 1603’te Richmond’da (Büyük Britanya) öldü.


Güçlü bir hükümdar, sanatçı ve edebiyatçıların koruyucusu, Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı olan Elisabeth, daha tahta çıkmadan çok önce becerikliliği ve akıllılığı ile dikkati çekmişti. O sırada İngiltere kraliçesi olan üvey ablası Marie Tudor pek sert ve mutaassıp bir katolikti. Yüzlerce protestanı odun yığınlarında diri diri yaktırıyordu. Bu vahşice tutumu yüzünden Marie Tudor’a «Kanlı Marie» lâkabı takılmıştı. Kanlı Marie, üvey kardeşinden de nefret ediyordu, hatta bu yüzden onu Londra’daki bir kuleye kapattı. Elisabeth bir süre sonra serbest bırakılınca ateşli bir katolik gibi görünmeye başladı! Daha sonra Marie Tudor ölünce Elisabeth I. onun yerine kraliçe oldu ve İngiltere’de aynı zamanda hem Katolikliğe hem de Protestanlığa benzeyen ve adına Anglikanlık denen yeni bir mezhep kurdu. Kraliçe Elisabeth l’in bütün davranışlarında aynı bilgelik göze çarpmaktadır.


 


 

12 Mart 2016 Cumartesi

Fevzi Çakmak, Charles Andre, Churchill

Mareşal Fevzi Çakmak


Türk mareşali, 1876’da İstanbul’da doğdu, 1950’de aynı yerde öldü.


Kurtuluş Savaşında ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş devresinde büyük hizmetleri oldu. Fevzi Çakmak, 1898’de Harbiye’den kurmay yüzbaşı olarak çıktıktan sonra orduda çeşitli görevlerde bulundu. 1914’de generalliğe yükseldi. Çanakkale’de, Kafkasya’da ve Suriye’de savaşa katıldı. Birinci Dünya Savaşından sonra İstanbul’da Genel Kurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı İken Anadolu’ya silâh ve malzeme gönderdi. Damat Ferit Hükümetinin kurulmasından önce bakanlıktan ayrılarak 1920’de Anadolu’ya geçti. Ulusal görevin artık Anadolu’da yapılacağı kanısındaydı. 1921’de Kurtuluş Orduları Genel Kurmay Başkanı oldu. Büyük Millet Meclisi onu başarılarından dolayı Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra Mareşalliğe yükseltti. 1944’e kadar Genel Kurmay Başkanlığı yaptı ve yaş haddinden emekliye ayrıldı. Fevzi Çakmak daima, milletin ve ordunun sevip saydığı bir insan olarak kaldı.


Charles, Andre


Charles, Andre, Joseph, Marie de Gaulle, Fransız generali ve devlet adamı, 1890’da Lille’de (Fransa) doğdu, 1970’te Colombey’de (Fransa) öldü.


İkinci Dünya Savaşı’nda, Fransa’nın kurtarıcısı oldu. Hitler’in orduları tarafından işgal edilen Fransa, 18 Haziran 1940’da savaşı bırakmıştı. Londra’da, İngiliz radyosu mikrofonunda, o güne kadar hemen hemen tanınmamış bir general, bütün fransızları kendisine katılmaya, mücadeleye devam etmeye ve Müttefiklerin zafer gününde hazır bulunmaya çağırdı. Çok geçmeden imparatorluk savunma konseyini kurdu. Hür Fransız kuvvetleri); Churchill’in harekete geçirdiği ingilizlerin, Rusların ve nihayet Fransa’da da Dâhilî Fransız Kuvvetleri (F.F.I.), işgal kuvvetlerine karşı direnişe geçti. 26 Ağustos 1944 günü, özgürlüğüne kavuşan Paris’te, halkın alkışlara boğduğu General De Gaulle, zaferinin tadını çıkarıyordu. Daha sonra Fransa Cumhuriyetini yeniden kurdu ve ülkeyi başarıyla yönetti; bu arada iki defa Cumhurbaşkanı seçildi.


Churchill


Sir Winston Leonard Spencer veya Winston Churchill. İngiliz devlet adamı, yazan ve ressamı, 1874’te Blenheim Palace’ta (Büyük Britanya) doğdu, 1965’te Londra’da öldü.


Çağdaş tarihin ünlü kişisi, Marlborough dükleri Spencer’ierin soyundan gelen Winston Churchill, siyaset hayatında çarçabuk parladı. 1900’de Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi, fakat sonra Liberallere katıldı. 1917’de bakan, 1940’ta başbakan oldu. İkinci Dünya Savaşında gösterdiği çelik irade, ona «ihtiyar Aslan» lâkabını kazandırdı. Beş yıl süren kahramanca savaş ve direnişte, Chürchill’in büyük çabası İngiltere’yi zafere ulaştırdı. 1940’dan itibaren İhtiyar Aslan, İngiliz halkına sadece kan, eziyet, ter göz yaşları vaad etmişti. Kendine ve milletine güvenen Churchill, her yerde yurttaşlarını teşvik ediyor ve purosu hep dudaklarında, elini kaldırarak işaret ve orta parmaklarıyla vaad ettiği zaferi belirten V harfini gösteriyordu. 1945’te seçimleri kaybeden Churchill, Nato ve Avrupa Konseyinin kurulması fikirlerini ortaya atmıştır.


 


 


 

9 Mart 2016 Çarşamba

Adını Duymadığınız Zamanında Ün Kazanmış Sanatçılar

Demosthenes


Yunanlı hatip ve siyaset adamı, M.Ö. 384’de Atina’da (Yunanistan) doğdu, M.Ö. 322’de Kalaureia adasında (Yunanistan) öldü.


Etkileyici ve güzel konuşmasıyla ün yaptı. Eski Çağın en büyük hatibi sayılan Demosthenes. Atina’da toplanan meclislerde sık sık söz alarak Atina’lıları Makedonya kralı Philippos’a karşı kışkırtmaya çalışırdı. Onun bu amaçla hazırlayıp verdiği söylevler Philippikoi adını taşır ve çok ünlüdür. Söz söyleme sanatında bu eşine az rastlanır ustalığa erişebilmek için büyük hatip, gençliğinde yıllarca, kalabalık karşısında rahatlıkla konuşabilene denemeleri yapmış, sabırla çalışmıştır. Hastalıklı bir çocukluk devresi geçirmiş olan Demosthenes söylentiye göre kekemeydi. Ama o, bu kusurunu giderebilmek için ağzına çakıl taşları koyup sahilde dalgaların gürültüsünü bastıracak kadar yüksek sesle mısralar okur, ayrıca nefesini kuvvetlendirmek için de hem koşar, hem de kendi kendine söylevler verirmiş.


Phidias


Eski Yunan sanatçısı ve heykeltıraşı, M.Ö. 490 ile 431 yılları arasında yaşadı. Dünyanm en ünlü heykeltraşlarından biri. Parthenon tapınağının frizlerini o yapmıştır.


Phidias’ın eserlerinin çoğu, ne yazık ki ya tahrip edilmiş ya da kaybolmuştur. Meselâ on metreden fazla olan, som altından ve fildişinden bfr Zeus heykelini gerçekleştirdiği bilinir. Ama onu üne kavuşturan asıl eserleri, Atina Akropolis’indeki Parthenon tapmağı için yaptığı frizlerdir. Perikles’in isteği üzerine sanatçı, Parthenon tapınağını bu ünlü şaheseri daha’ da güzelleştirmiştir. Phidias’ın yaptığı frizlerin parçaları bugün Atina, Londra ve Louvre müzelerinde sergilenmektedir. Hayatının son yıllarında Phidias, kıskanç düşmanları tarafından, Parthenon tapınağının en değerli eseri olan Athena heykelinin üzerindeki fildişi ve altınları çalmakla suçlandırıldı ve hapse atıldı. Phidias, hapisten Perikles sayesinde kurtulduktan sonra sürgüne gönderilmiş ve orada ölmüştür.


Publius Vergilius Maro


Lâtin şairi, M.3. 70’te Mantova (İtalya) yakınlarında doğdu, M.Ö. 19’da Brindisi’de (İtalya) öldü.


Eserleriyle Lâtin ve Batı edebiyatlarını büyük ölçüde etkiledi. Vergilius, daha hayattayken, Georglca adlı eseriyle büyük bir One kavuşmuştu. Şair, İtalya kırlarının güzelliğini dile getiren bu eseri, ancak yedi yılda tamamlayabilmişti. Bir gün İmparator Augustus kendisine adanmak üzere şairden Yunan tarzında uzun bir şiir yazmasını istedi Vergilius da İmparatorun atası sayılan Aeneas’ın hikâyesini anlatmayı uygun buldu. Şair eseri üzerinde tam on yıl çalıştı; hatta daha fazla ilham alabilmek İçin Yunanistan’a bile gitti. Bu destan – şiir uzun çalışmalardan sonra bitmişti. Ama Vergilius eserini beğenmediği ve yetersiz bulduğu İçin yakmak istedi. Çünkü destan üzerinde en az üç yıl daha çalışması gerektiğine inanıyordu. Neyse kİ dostları, el yazmalarını kurtardılar. Bu sayede önce Roma, sonra da bütün dünya Aeneas’ı zevkle okudu.


 


 


 

4 Mart 2016 Cuma

Genel Kültür Çoğaltıcı Hayatlar

Boulle


André-Charles Boulle XIV. Louis devri Fransız ince marangozu, 1642’de Paris’te doğdu, 1732’de aynı yerde öldü.


Yaptığı mobilyalar büyük bir değer taşır. Avrupa müzelerinde çok sayıda eseri vardır. André – Charles Boulle’un yaptığı eserler, mobilya koleksiyoncuları arasında daima tartışma konusu olmuştur. Çünkü Boulle’un elinden çıkan mobilyaların birçok taklidi yapılmıştır ve hâlâ da yapılmaktadır. Ancak büyük müzelerdeki ve zengince döşenmiş şatolardaki mobilyaların önemli bir kısmı gerçekten Boulle’un eseridir Bu mobilyaların orijinalliğini bakır, kalay ve bağa ile yapılan gömme süsler ve bunları tamamlayan yaldızlı bronzdan işlemeler meydana getirmektedir. Güneş-Kral diye bilinen XIV. Louis. Boulle’un yaptığı işleri çok beğenmiş ve mobilyacıyla dört oğlunu saray ince marangozluğuna tayin etmiştir. Ama ne yazık ki oğulları bu işte onun kadar ustalık gösterememişlerdir. Eserleri Boulle’unkiler kadar sanatkârca ve orijinal değildir. Bu yüzden Boulle’un oğullarına babanın maymunları adı takılmıştır.


Champollion


Jean François Champollion. Fransız bilgini, Eski Mısır dili ve kültürü uzmanı. 1790’da Figeac’da (Fransa) doğdu, 1832’de Paris’te öldü. Eski Mısır hiyeroglif yazılarım çözdü. Eski Mısır dili ve kültürü üzerine birçok eser verdi.


Fransız generali Napoléon Bonaparte, beraberinde bilginler, şairler ve ressamlar olduğu hâlde Mısır seferine çıktığı zaman Champoiiion henüz sekiz yaşındaydı. Fakat daha sonra bilinen doğu dilleriyle çok yakından ilgilenen Champollion, o güne kadar Avrupacıların pek tanımadıkları efsaneler ülkesi Mısır’dan getirilen belgeleri incelemeye koyuldu. Ve günün birinde genç bilgin, Rozetta taşı üzerine kazılı hiyeroglif yazıları, aynı taş üzerine farklı dillerde, yâni biri Mısır konuşma dilinde, diğeri Yunanca olarak yazılmış iki ayrı metinle karşılaştırarak çözdü. Böylelikle muazzam Mısır medeniyetinin anahtarı bulunmuş, kapıları aralanmış oluyordu. Bu büyük keşfin-mükâfatı olarak Champollion, 1828’de, Mısır anıtları üzerindeki yazıları kopya etmek üzere hiç görmediği hâlde çok iyi tanıdığı bu ülkeye gönderildi.


Yaşar Doğu


Yaşar Doğu ünlü Türk güreşçisi, 1915’te Samsun’da doğdu, 1961’de Ankara’da öldü. On iki yıl millî takımda yer aldı ve Türk güreşine birçok şampiyonluklar kazandırdı.


Küçük yaşta güreşe başlayan Yaşar Doğu, karakucak güreşinden 1937’de minder güreşine geçti, acı kuvveti ve kabiliyeti sayesinde kısa zamanda ün yaptı. 1939’da millî güreş takımına giren Yaşar Doğu’nun bundan böyle sırtı yere gelmemiştir, İsveçlilerin «Kara Saçlı Kuvvet İlâhı» adını taktıkları bu güreşçimiz Oslo’da yapılan 1939 Avrupa Şampiyonasında ikinciliği elde etti. 1947 Avrupa Greko-Romen şampiyonu oldu ve 1948 Londra Olimpiyatları ile 1949 Avrupa Serbest Güreş şampiyonasında birinciliği alarak adını bütün dünyaya duyurdu. 1951’de de Dünya Serbest Güreş Şampiyonasını kazanan Doğu, aynı yıl güreşi bırakıp Türk Milli Güreş Takımının antrenörü oldu. Bu görevini de başarıyla sürdüren Yaşar Doğu, bir kalp krizi sonucunda öldü.


 

3 Mart 2016 Perşembe

Daha Önce Duymadığınız İlginç Bilgiler Hazinesi

İdil Biret


İdil Biret Türk piyanisti, 1941’de Ankara’da doğdu. Yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerle dünya çapında ün yaptı. Küçük yaşta müziğe olan büyük kabiliyetiyle dikkati çeken hârika çocuk idil Biret, kendi adına çıkarılan özel bir kanunla henüz yedi yaşındayken devlet hesabına Fransa’ya gönderildi. Paris’te Nadia Boulanger’nin öğrencisi olan bu hârika çocuk, Paris Konservatuvarında öğrenim görerek 1957 yılında piyano bölümünü bitirdi. Bir ara Nadia Boulanger İle beste üzerine de çalışan idil 81ret birkaç eser yazmışsa da bu alandaki çalışmalarını pek sürdürmemiştir. O daha çok bir icracı olarak tekniğini günden güne geliştirmiş ve zengin repertuvarı, üstün yorum gücü ve derin müzik anlayışıyla dikkati çekmiştir. Yurt içindeki konserlerinden başka, Paris, Londra, İsviçre, Brüksel, Kanada ve Rusya’da verdiği başarılı konserlerle büyük ün yapan idil Biret, dış ülkelerde Türkiye’nin yüzünü ağartan seçkin bir sanat elçisidir.


Pekin İnsanı


1929’da Çin’de bulunan insan fosilidir. M.Ö. 600.000 ile 150.000 yıllan arasında yaşadığı sanılmaktadır. Taştan âletler yapar ve ateşi kullanırdı.


İnsanoğlunun bilinen en eski atalarından biri. 6 Aralık 1929’da Pekin de, o zamana kadar görülmemiş şenlikler yapılıyordu. Dünyanın bütün ülkelerinden Pekin’e gelmiş olan bilginler, olağanüstü bir buluntunun şerefine bayram ediyorlardı. Bu buluntu, kaş kemerleri belirgin, alın ve çene kemikleri çıkık, kül renginde bir kafatasıydı. Araştırıcılar 500.000 yıl önce mağaralarda yaşamış, taştan âletler yaptığı ve ateşi kullandığı bilinen bu insan fosilini Çinlilerin Hu-Ku-Tien, yâni, «Ejderhanın kemiği» diye adlandırdıkları bir mağarada bulmuşlardı. Çinlilerin mağaraya böyle bir ad vermelerinin nedeni, yıllardan beri burada bol miktarda kemik bulmalarıydı. Çinliler, buldukları bu kuru kemikleri ilâç yapımında kullanılmak üzere eczacılara satarlardı. Böylece belki de birçok değerli fosil yok olup gitmişti.


Neandertal İnsanı


1856’da Almanya’da bulunan insan fosili, M.Ö. 150.000 ile 60.000 yıllan arasında yaşadığı sanılmaktadır. Mağaralarda yaşar ve avcılık yapardı. İnsanoğlunun çok eski bir atasıdır. Bu fosil. 1856 yılında, Almanya’da Düsseldorf yakınlarında yer alan Neandertal kasabasındaki bir mağarada bulunmuştur. Bu yüzden bu fosile, lâtincede, Neandertal insanı anlamına gelen Homo neandertalensis adı verilmiştir. Eski Taş çağında, Avrupa’da bugünkü Büyük Britanya, Almanya, Belçika, Fransa ve Ispanya topraklarında, Asya’da ise Kırım ve Özbekistan dolaylarında, mağaralarda yaşamış olan Neandertal insanının manevî bir dünyası da vardı: Bu ilkel insan, ölülerini gömer ve mezarlarına sungular bırakırdı; bu onun bir dinî inanca sahip olduğunu göstermektedir. Vücudu iriyarı ama zayıf yapılı, kafatası uzun, çenesi ve alnı çıkık, kaş yayları çok geniş olan Neandertal insanı, âlet yapmasını bilir ve hayatını mamut, ayı, misk öküzü gibi hayvanları avlamakla sürdürürdü.


 

2 Mart 2016 Çarşamba

Bell Kimdir? Cros Aslında Komik mi? Sodayı Kim Buldu?

Bell


Alexander Graham Bell Sonradan Amerikan yurttaşı olan İngiliz mucidi, 1847’de Edinburgh’da doğdu, 1922’de Kanada’da Baddeck yakınında öldü.


Telefonla ilk ses naklini gerçekleştirdi. Bell, sağırlara işaretlerle konuşmayı öğretiyordu. Öğrencilerinden biriyle evlendiktan sonra karısına sesleri duymasına imkân verebilecek bir usul bulmak için teşebbüse geçti. Fransız Bourseul ve Alman Reiss’ın bu konuyla ilgili incelemelerini de dikkate alarak yardımcısı Watson ile beraber geceli gündüzlü çalışıp yaptığı birçok araştırmadan sonra elektrik telleriyle birbirine bağlanmış iki ahize yaptı. 10 Mart 1876 tarihinde Boston’da, Bell, evinin tavanarasından. zemin kattaki ikinci ahizeyi dinleyen yardımcısıyla konuşmayı başardı. Ona sadece: «Bay Watson, buraya gelin lütfen, sizin yardımınıza ihtiyacım var.» dedi. Watson, hemen yukarı, öğretmeninin yanına çıktı. Böylece onun dediklerini, mükemmel bir şekilde duymuş olduğunu ispat etti. İlk telefon konuşması da gerçekleşmiş oldu.


Charles Cros


Fransız şairi ve mucidi, 1842’de Fabrezan’da (Fransa) doğdu, 1888’de Paris’te öldü. «Paleofon» denilen ve gramofonun esasını teşkil eden âleti buldu. Komik monolog türündeki eseriyle ün kazandı.


Fantezist bir yazar ve nükteci bir şair olan Charles Cros, aynı zamanda başarılı bir mucitti. Bir yandan kahvelerde ve edebiyat çevrelerinde ün yaparken 1869 yılında da renkli fotoğraf çekme usulünü buldu. Garip bir tesadüf sonucu bu buluşu, aynı zamanda Louis Ducos du Hauron da gerçekleştirmişti. Fakat iki mucit birbirini tanımıyordu Sonra 1877 yılında Charles Cros, Fransız Fen Bilimleri Akademisi’ne sunduğu bir raporda, «paleofon» ismini verdiği ve fonoğraf ilkelerine göre çalışan, kendi buluşu bıi aygıtı açıkladı 3u buluş, Edison’un fonoğrafı icat etmesinden aylarca önce gerçekleşmişti. Bu bilim adamının hâtırasına duyulan saygının ifâdesi olmak üzere her yıl seçtiği en iyi plâklara armağan veren bir fransız derneği, adını, «Charles Cros Akademisi» şeklinde değiştirdi.


Nicolas Leblanc


Fransız cerrahı ve kimyacısı, 1742’de Ivoy-le-Prö’de (Fransa) doğdu, 1806’da Saint-Denis’de (Fransa) öldü.


Suni soda elde etmek için bir usul buldu. Suni soda ve sodyum karbonat, cam ve sabunun yapılmasında kullanılan kimyasal bir üründür. Daha birçok sanayi dalında bu maddeden yararlanılır. Fransız İhtilâline kadar soda, bitkilerin küllerinden ve özellikle Fransa’da çok az bulunan bazı yoaun-ların küllerinden çıkarılıyordu. Ayrıca, Mısır’dan, hattâ Venezüella’dan getiriliyordu. 1788 yılında, Fen Bilimle’! Akademisi, soda yapmayı başaracak kimseye bir armağan vermeyi vaad etti. Nicolas Leblanc aadece deniz tuzundan yararlanarak sodayı basit bir sakilde çabucak elde etti. Ne var kİ Leblanc’ın uyguladığı usulle kötü kokular çıkaran kalıntılar da meydana geliyordu. Akademi, bu nedenle armağanı vermeyi reddetti. Bununla beraber bilginin ölümünden elli yıl sonra bulduğu usul sayesinde, o zamana kadar 300.000 ton kadar soda elde etmek mümkün olmuştu.


 


 

1 Mart 2016 Salı

Drakon, Diesel ve Grevin’in Gün Yüzüne Çıkmayan Hikâyeleri

Drakon


Eski Yunanlı kanun koyucu,  M.Ö. VII. yüzyıl sonlarına doğru yaşadı. Atina’da ilk yazılı kanun metinlerini hazırladı ve suçlular için çok ağır cezalar getirdi. M.Ö. VII. yüzyılda Atina Cumhuriyeti’nde düzen bozulmuş, toplum büyük kargaşalığın içine düşmüştü. Yöneticiler birbirleriyle mücadele ediyor, halk ise Atina’lı soyluların aşırı otoritesine karşı sık sık başkaldırıyordu. Yazılı kanunlar olmadığı için yargı kararları, yargıçların keyfine göre veriliyordu. Nihayet Drakon, herkese uygulanabilecek kanunların metnini kaleme almakla görevlendirildi. Bu kanunlara göre suçlulara en şiddetli cezalar verilecek, örneğin hırsızlık yapan bir kimse ölüm cezasına çarptırılacaktı. Drakon özellikle ailelerarası kavgalarla kan davaları için ağır hükümler getirdi. Bu kanunların metinleri Atina şehrinin duvarlarına kazıldığı vakit Atina’lılar, bunların çok şiddetli olduğunu ve halkın kanıyla yazıldığını sokaklarda haykırmışlard.


Diesel


Rudolf Diesel, Alman mühendisi ve mucididir. 1850’de Paris’te doğdu, 1913’te bir deniz yolculuğu sırasında öldü.


Bulduğu motorlar, ağır petrol yağlarının kullanılmasına imkân vermesi, az yer kaplaması, dumansız çalışması yüzünden tutundu. Genç Diesel, Augsbourg Sanayi Okulu’ndaki basit bir çakmağı hayranlıkla seyrediyordu. Bunun kıvılcımını, bir taş değil, fakat çok küçük bir silindirde sıkıştırılan havanın sağladığı sıcaklık meydana getiriyordu. Birçok otomobil, denizaltı ve bazı tren^ lokomotiflerinde bulunan motor tipi, bundan doğmuştur. Daha sonraları Diesel, ağır petrol yağlarını basınç etkisiyle ateşlemeyi sağladı, ileri sürdüğü düşünceler, Krupp gibi büyük sanayiciler tarafından kabul edildi. Birkaç yıl içinde kendi adıyla anılan motoru yaptı. 1897‘de bu motorun Kassel’deki denemelerde mükemmel bir şekilde çalışması, ileri sürdüğü görüşlerin değerini ispatladı. Buluşlarını incelemek isteyen İngiliz Deniz Kuvvetleri tarafından İngiltere’ye davet edildi. 29 Eylül 1913’te Anvers’ten Harvvich’e giden Dresden vapurundan denize düşerek öldüğü tahmin edilmektedir.


Grevin


Alfred Grevin, Fransız desinatörü ve karikatüristi, 1827’de Epineuil’de (Fransa) doğdu, 1892’de Saint – Mande’de (Fransa) öldü.


Paris’te ilk balmumu heykeller müzesini açtı, Alfred Grövin, bir desinatör, bir karikatürcüydü. Ayrıca tiyatro ile de ilgilenmiş, sahne kostümleri de çizmişti. Ama o, asıl ününü, kendi adını taşıyan müze sayesinde kazandı. Paris’te bir müze kurmayı tasarlayan Grövin bu tasarısını 1822’de gerçekleştirmiş ve bu müzeye meşhur kimselerin balmumumdan yapılmış heykellerini koymuştu. Sanatçının Montmartre bulvarında açtığı ve kendi adını taşıyan bu balmuımından heykeller müzesinde Madame de Pompadour. Charlie Chaplin, Gagarin gibi ünlü kişilerin mankenlerine rastlamak mümkündür. Bu heykellerde, balmumu öylesine ustaca işlenmiştir ve mankenler o kadar gerçeğe yakındır ki müzeyi gezenler yorgunluk gidermek için bir sıraya oturduklarında, yanlarında oturan balmumundan mankeni çoğu zaman canlı sanarak ona müze hakkında düşündüklerini bile söylerler.