24 Mayıs 2016 Salı

Korkut Ozanın Tarihi Şansı

Sayın Korkut Özal… Bugün günlerden cumartesi… Bakanlığınızın, belki de siyasi hayatınızın kaderi bugün çözülüyor. Meclis size ya evet diyecek ya da hayır! Ama siz her ikisini de beklemeyin. Basın istifayı gidin…


Gidin ki, Türkiye’de bir işi beceremeyen siyasilerin istifa edebileceklerini de gösterin. Bilin ki istifanız, sizinle karşıt fikirde olmasına rağmen, size büyük saygısı, sevgisi ve bağlılığı olan oğlunuza bırakacağınız en büyük mirastır. Sizinle bir Marmaris akşamında tanışmıştık Korkut Özal…


TPAO Genel Müdürüydünüz. Bir arkadaşımız da aynı kuruluşta görevli bir petrol mühendisiydi. Adı “aşırı solcu”ya çıkmışlardandı. Aslında solculuğunu sakladığı filan yoktu. Çünkü petrolün millileştirilmesini istiyordu, yeraltı kaynaklarımızın peşkeş çekilmemesini istiyordu, dışa bağlı enerji politikasının, bir gün ülkeyi açıkta bırakacağını söylüyordu.


İşte bu yüzden adını “gomonist”e çıkarmışlardı. Bir Marmaris akşamında bunları konuşuyorduk. Söz sizden açıldı, biri atıldı:


“Bırak canım, takunyalının biridir o!”


O günlerde ağabeyinizle, adınız “takunyalı biraderlere çıkmıştı.


O solcu, o aşırı solcu, o “gomonist” diye lekelenen arkadaş birden dikildi:”Yoooo! Korkut özal’ı ‘birtakım insanlarla aynı kefeye koyamazsınız. Namaz kılması, dindar olması onun için eksiklik, bir eleştiri konusu değildir. TPAO, TPAO olalı böyle bir genel müdür görmedi. Dürüsttür, çalışkandır, bilgilidir ve hepsinden önemlisi ciddidir.”


Size “takunyalı” diyen şaşırdı: “Sen nasıl böyle dersin? O sağcı, sen İse solcu?”


“Ne olursa olsun… İster sağcı olalım, ister solcu olalım bu ülke bizim. Asgari müştereklerde birleşmek zorundayız. Yeter ki dürüst ve ciddi olalım.”


İşte sizinle böyle tanışmıştık Sayın Korkut Özal… Bu tanışmamız bugüne kadar sürüp geldi. Ama hiç yüz yüze gelmedik.


CHP-MSP koalisyonunda, birinci MC’de bir “değer” olduğunuzun belirtileri vardı. Her ne kadar keyfi tayinler yapıp Danıştay kararlarını uygulamıyorsanız da, televizyona dikip akıllı uslu laflar edebiliyordunuz.


Sıra ikinci MC’nin kuruluşuna geldi. İçişleri Bakanlığı büyük pazarlık konusuydu. Sütün yüreğimizle İçişleri Bakanlığının MSP’ye verilmesini ve başına da sizin gelmenizi istedik. Bir Asiltürk döneminden sonra mevcudun içinde sizden iyisi yoktu. İsteğimiz gerçekleşti.


Devletin güvenlik kuvvetlerini ayrım yapmadan yöneteceğinizi, anarşiyi bir ölçüde önleyebileceğinizi ve bu milletin evlatlarına sahip çıkacağınızı sanmıştık. Böyle sanmakta haklıydık. Ciddi bir devlet adamından beklenen buydu. Biz de sizi öyle tanıyorduk. Ama ilk umudumuzu, verdiğiniz demeçle kırdınız:


“İki ay sonra anarşinin kökünü kazıyacağım” diyordunuz.


Necdet Uğur, sizi televizyondaki açıkoturumda sıkıştırıyordu. Ama siz anarşinin toplumsal çelişkilerden doğduğunu, bir toplum buhranı olduğumu kabul etmediniz. Size göre anarşinin nedeni siyasiydi.


Yanılıyordunuz! Gerçeği beş ay sonra görüp “Anarşiyi idareciler önleyemez. Anarşinin nedeni siyasi değil, toplumdaki bunalımdır” dediğiniz zaman iş işten geçmişti. Bir siyasi mevta haline gelmiştiniz.


Çelik yelekler giyip elinize silahlar alıp gösteriş olsun, diye resimler çektirdiniz. Kan gövdeyi götürürken “Anarşinin tırmanması bitti, inişe geçti” gibi laflar ettiniz. Her gün fidan gibi vatan evlatları öldürülürken, validenizi atıp hacca gittiniz.  Ama lütfen burasını yanlış anlamayın. Bu memleketin birtakım vatandaşları Paris’e, Roma’ya, Madrid’e gidiyorsa, birtakım vatandaşları da hacca gidecektir. Kimsenin buna laf etmeye hakkı yoktur.


Bizim eleştirdiğimiz sizin kan gövdeyi götürürken bakanlığı bırakıp hacca gitmenizdir.


Diyeceksiniz ki, “Kalsam ne olacaktı? Anarşi duracak mıydı?”


Elbet durmayacaktı. Ama işin bir de ciddiyeti vardı. Onu unuttunuz. Devri iktidarınızda olanları sıralamaya ne dilimiz, ne yerimiz, ne de yüreğimiz elveriyor. İktidarınızın son kara damgalarından biri Prof. Yalçın Sanalan’m evinde vurulması ve Hacettepe Üniversitesinin bir yıl kapatılmasıdır.


İstifa ediniz Sayın Korkut Özal! Devletin güvenlik kuvvetlerini tarafsızlıkla yönetebileceğinizi sanmıştık. Yapamadınız! Anarşiyi bir ölçüde önleyeceğinizi sanmıştık! Anarşiye teslim oldunuz. Bu milletin evlatlarına sahip çıkacağınızı sanmıştık! Kendi oğlunuza bile sahip olamadınız. Zavallı kaç kere dayak yedi…


İstifa ediniz!


Ediniz ki, tarih sizi bir ölçüde affetsin! Birkaç saatiniz kaldı. Bu şansınızı tepmeyin!…

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Yuri Gagarin, Neil Armstrong ve Ahmet Şefik Kimdir?

Yuri Gagarin


Sovyet hava subayı ve kozmonotu, 1934’te Smolensk yakınlarındaki Gjatsk’ta (S.S.C.B.) doğdu, 1968′-de Vladimir yakınlarında (S.S.C.B.) öldü.


Dünyanın çevresinde birçok sunî peyk dolaşmaktaydı. Önce Leyka, sonra da Belka ve Streika adlı köpekler ilk defa füzelerle uzaya fırlatılmışlardı. Nihayet 12 Nisan 1961’de Vostok I adlı uzay gemisiyle bir insan uzaya çıkmayı göze aldı. Ancak böyle bir işe girişmeden önce Gagarin, aylarca süren ağır brr antrenmana tâbi tutuldu. Kozmonotun her şeyden önce cesaretini kaybetmemesi gerekiyordu. Gagarin 300 kilometreden daha uzak bir mesafeden yeryüzünü görmenin sevincini tadan ilk insandır. Kozmonotun dünyayı çok uzaklardan gördüğü an dudaklarından dökülen ilk söz: harika olmuştur. O sıralarda dünyadaki heyecan da son haddini bulmuştu. Bu büyük başarı Gagarin’i hiç şımartmadı, uzay adamı o alçakgönüllü güleç ve sempatik havasını yitirmedi. Gagarin, bir deneme uçuşu sırasında hayatını kaybetti.


Neil Armstrong


Amerikalı kozmonot ve deneme pilotu. 1930’da Vapakometa’da (Amerika Birleşik Devletleri) doğdu. Ay üzerinde yürüyen ilk insan. Chanute ödülünü kazandı.


21 Temmuz 1969’da Türkiye saatiyle 20.30’da, Apollo 11 programının uygulanması sırasında bir füze, Ay toprağı üzerine, içinde iki insan taşıyan bir kapsül bıraktı. Edwin Aldrin’in kullandığı ve ay modülü adını taşıyan bu kapsülden, kozmonot Armstrong, kısa bir madenî merdiven yardımıyla aşağıya inmeye koyuldu. Kozmonot emniyette olup olmadığını kontrol için kısa bir süre durakladıktan sonra Ay üzerindeki Sükûnet denizine inerek Ay’a ayak basan ilk insan oldu. Bu sırada oradan 400.000 kilometre uzaktaki yeryüzünde milyonlarca televizyon vericisi direkt yayın yaparak bu büyük başarının görüntülerini Dünya’ya yayıyorlardı. Ay’da heyecan içindeki kozmonotun bir aralık: «İnsan için küçük bir adım, fakat insanlık için büyük bir adimi» dediği duyuldu. İnsanoğlunun binlerce yıllık rüyası gerçek olmuştu.


Mithat Paşa


Ahmet Şefik; Mithat Paşa diye bilinir. Ünlü Türk devlet adamı, 1822’de İstanbul’da doğdu, 1884’te Taif’te (Hicaz) boğulmak suretiyle öldürüldü. Hürriyet kahramanı; Türkiye’de bankacılığın temelini o attı.


Osmanlı İmparatorluğunun birçok vilâyetinde çeşitli görevlerde bulunan Mithat Paşa, Tuna valiliği sırasında, köprüler, yollar vb. yaptırmış; Emniyet Sandığı ve Ziraat Bankası’nı kurmuş ve böylelikle tefeciliğe biraz olsun önlemiştir. Aynı çalışmayı Bağdat valiliği sırasında da gösteren Mithat Paşa, halk tarafından çok sevilir, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi vatanperverler tarafından lider kabul edilirdi. Devrin padişahı II. Abdülhamit’e de hazırladığı ilk anayasayı kabul ettirmişti. Fakat padişah bu İlerici adamdan son derece tedirgin oluyor ve onu ülkeden uzaklaştırmak İçin çareler arıyordu. Amcası Abdülaziz o sıralarda intihar etmişti. II. Abdülhamit, olaya bir cinayet süsü vererek Mithat Paşayı bundan sorumlu tuttu. Paşa, ölüme mahkûm edildi. Padişah da, sözde onu affederek Taife sürdü sonra da orada boğdurdu.


 


 


 

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Tarihte Yer Etmiş Ünlüler

Profesör Auguste Piccard


İsviçreli fizikçi ve mucit. 1884’te Basel’de (İsviçre) doğdu, 1962’de Lozan’da öldü. Stratosferi ve deniz çukurlarını araştırmada kullanılacak, geçirimsiz kabinler yapmayı denedi.


Deniz diplerinde araştırmalar yapabilmek için sımsıkı kapalı bir kabine ihtiyaç vardı. Profesör Auguste Piccard önce yoğunluğu az olan stratosferde balonla dolaşabilmek için su geçirmez bir balon sepeti yapmayı denedi. Balonla ilk uçuşunu ise 1931 yılında gerçekleştirdi. Yardımcısı Kipfer ile beraber Bavyera’dan hareket eden fizik bilgini, 15 000 metreye kadar yükseldi. Bu sırada Piccard ve yardımcısı iniş supabının sıkıştığını fark ederek endişelendiler. Yolculuk az daha bu iki bilim adamının hayatına mal olacaktı. Neyse ki balon 16 000 metreyi aştıktan sonra birdenbire uysallaştı ve Avusturya Tyrol’üne yumuşak bir iniş yaptı. Piccard, daha sonra en derin denizlerin diplerinde gözlemler yapmayı tasarladı ve bu amaçla batiskaf denilen dalma aracını gerçekleştirdi.


Binbaşı Jacques-Yves Cousteau


Fransız deniz subayı, deniz bilgini ve sinema yönetmeni, 1910’da Saint-André-de Coubzac’da (Fransa) doğdu. Kendi buluşu olan balıkadam elbisesiyle deniz diplerinde önemli keşifler yaptı, ilginç filimler çekti.


İlk denemesi 1934‘de yapılan ve yüzücüye büyük bir hareket imkânı sağlayan balıkadam elbisesinin icadı sayesinde, Binbaşı Cousteau, deniz diplerinde bir balık kadar rahat hareket ederek uzun araştırmalar yapan ilk insan oldu. Cousteau, denizler altında araştırmalar ve incelemelerde bulunmak üzere Fransızlara ait “Calypso” adlı gemiyi özel bir şekilde hazırlattı. Binbaşı Cousteau nun bu garip denizaltı evi, içindekilerin tamamıyla su altında yaşamasına elverişlidir. Bu ev gelecekte su altında kurulacak şehirlerdeki hayat hakkında da bir fikir verebilir. Cousteau kendi dalışlarıyla ilgili eserler yazmış ve ayrıca yine kendi buluşu olan bir su-altı kamerasıyla bir dizi filim çekerek, deniz dibi âleminin o büyüleyici güzelliklerini gözlerimizin önüne sermeyi başarmıştır. Bu filmlerin en ünlüsü Sessiz Dünya’dır.


Montgolfier Kardeşler


Montgolfier kardeşler, Fransız mucitleri. Joseph, 1740’ta Vidalon-lö-Annonay’de (Fransa) doğdu, 1810’da Baraluc’de (Fransa) öldü. Etienne, 1745’te Vidalon-les-Annonay’de (Fransa) doğdu, 1799’da Serrieres’de (Fransa) öldü.


Sıcak havayla şişirilen ilk balonları icat edip uçurdular. Joseph ve Etienne de Montgolfier, kâğıt imalâtçısı İki kardeşti. Annonay’daki fabrikalarında bazen kâğıttan küçük balonlar da yaparlardı. Sıcak havayla şişirilen bu balonlar serbest bırakıldıklarında havalanırlardı. Bir gün iki kardeş çok büyük bir balon yapmaya karar verdi. Kâğıttan yaptıkları bu dev balonu daha dayanıklı hâle getirmek için de bezle kapladılar. Balonun içindeki sıcak havanın soğumasını önlemek İçin alt kısmındaki ağzına yün parçaları ve bir tutam saman koydular. 4 Haziran 1783’de Annonay’da, kalabalık seyirci topluluğu önünde büyük bir deneme yapıldı. Montgolfier’lerin balonu on dakikadan fazla havada kaldı ve 500 metreye yükseldi. Aynı yılın 19 Eylülünde Versailles sarayı bahçesinde, kral Louls’nin huzurundaki ikinci denemede balon ilk hava yolcularını taşıyordu: Bir ördek, bir horoz ve bir koyun.


 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Tarihin Sahnesindeki Ünlüler

 


Büyük İskender


Aleksandros veya Büyük İskender, Makedonya kralıdır. M.Ö. 356’da doğdu, 323’te Bâbil’de (Irak) öldü.


Ordularıyla Hindistan’a kadar fetihler yaparak Doğu dünyasının hâkimi oldu. Zekî bir hükümdar ve mahir bir general olan. Büyük İskender. Yunanistan’ı fethettikten sonra Asya’ya doğru bir sefer düzenledi. İran ordusunu bozguna uğrattı, Mısır’a girdi, 331 yılında iran’lıları tekrar ezdi ve büyük zaferlerden sonra Dicle ve Fırat nehirlerini geçerek, indus kıyılarına vardı. Teslim olmayı teddeden Raca Poros. İskender’e denizden refakat eden Girit’li Nearkhos’un donanması tarafından yenilgiye uğratıldı. Yaralı olarak yakalanan Poros. İskender’in huzuruna çıkarıldı ve İskender ona kendisinden nasıl bir davranış beklediğini sordu. Mağlup Raca, kendisine bir kral gibi davranılmasını beklediğini söyledi. Bu cevaptan çok duygulanan galip İskender Poros’u bütün o bölgenin valisi yaptı. Ancak otuz üç yaşına kadar yaşayan İskender Bübil’de öldü ve geniş İmparatorluğu da ondan sonra yaşamadı.


Constantinus


Caius Aurelius Constantinus veya Büyük Constantinus.


İlk hıristiyan Roma imparatoru. 275 yılına doğru Naissus’ta (günümüzde Yugoslavya’daki Niş) doğdu, 337’de İzmit’te öldü. Eski Bizans, gelecekteki İstanbul olan Constantinopolis’i imar etti.


Constantinus, imparator olup siyasî rakiplerini ortadan kaldırdıktan sonra, 313’te hıristiyanlığı resmî din olarak kabul etti. O, bir yaratıcı ve öncüydü. İdarî sosyal, İktisadî ve hukukî alanlarda önemli yenilikler yaptı. Bunlardan başka, Constantinus, imparatorluğuna ikinci bir başkent kazandırmak istedi. 324’te başkent için yer olarak, Asya ile Avrupa’nın karşılaştığı yerde kurulmuş eski Bizans’ı seçti. Constantinus’un Yeni Roma adını verdiği bu eski kent, çarçabuk Constantinopoiis adını aldı, imparator, yeni başkenti süslemek için devrinin en büyük mimarlarına ve sanatkârlarına yaptırdığı sarayları, zafer tâklarını, kiliseleri ve diğer anıtları korumak üzere, şehri sağlam surlarla çevirtti. 330’da Constantinopoiis altın çağına girerken, rakibi Roma da artık parlaklığını ve canlılığını kaybediyordu.


Çe Huang-ti veya Çin Şi-Huang-ti


İlk Çin İmparatoru,  M.Ö. II. Yüzyılda yaşadı.


Asya’nın en eski ve en büyük anıtsal yapılarından biri olan Büyük Çin Şeddi’ni inşa ettirdi. Çin ülkesinin kralı olan prens Çeng, parlak fetihlerden sonra M.Ö. 221’de Çin’i barışa kavuşturdu ve birleştirmeyi başardı. Üntf ve iktidarı seven bir insandı. «İlk Hükümdar» veya Çe Huang-ti adını almaya karar verdi, imparatorluğunu, kuzeyden gelen bozkır kabilelerinin akınlarına karşı korumak için, 3.000 km. uzunluğunda ve üzerinde binlerce askerin nöbet tuttuğu 25.000 kule ile savunulan büyük bir set yaptırmaya karar verdi. Set, M.Ö. 213’de tamamlandı. Buna karşılık, Çe Huang-ti büyük bir hatâ da yaptı: 0 devirde, imparatorluğunda mevcut-bütün Çin kitaplarını yok ettirdi. Böylece, en eski Çin uygarlığına ait değerli belgeler ebediyen ortadan kalkmış oldu ve Çe Huang-ti, yüzyıllar boyunca Çin’li aydınların lânetine uğradı, isteği üzerine, hâzinesiyle birlikte 48 m. yükseklikte taştan bir tepenin altındaki mezara gömüldü.


 

1 Mayıs 2016 Pazar

Şanı Döneminden Günümüze Taşan Hükümdarlar

Charlemagne


Carolus Magnus; Charlemagne veya I. Karl Veya Büyük Karl Prank kralı, sonra Batı İmparatoru. 742’de doğdu, 814’te Aix-la-Chapelle’de (Almanya) öldü.


Hemen hemen bütün Batı Avrupa’yı hükmü altına alarak Mukaddes Roma-Germen İmparatorluğunu kurdu. Azimli ve gözüpek Frank kralı Charlemagne, egemenliğin mümkün olduğu kadar geniş topraklar üzerinde kurmaya çalıştı. Uzun saltanatı süresince (771-814) yalnız 790 yılı, bir barış yılı oldu. Charlemagne; Lombardia’yı, Bavyera’yı, Saksonya’yı (Saksonlara karşı tam yirmi üç yıl savaştı) fethetti ve İspanya’ya yerleşmiş Araplarla savaştı. Charlemagne 800 yılının Noel günü. Roma’daki San Pietro kilisesinde. Papa III. Löone’nin elinden Batı Roma imparatorluğu tacını giydi. Bu taç söylentiye göre, İsa’nın haçından çıkma bir demir çivinin çevresine işlenmiş olup, kuyumculuk sanatının bir şaheseriydi. Süslü sakallı büyük imparatorun kişiliği çabucak efsaneleşti: XII. yüzyılda söylenen destan türkülerinin ilk kahramanlarından biri oldu.


Alparslan


Büyük Selçuklu hükümdarı, 1029’da doğdu, 1072’de Merv’de (Horasan) öldü.


Malazgirt zaferiyle Anadolu’yu Türklere açtı; Türkler bu zaferle ebedi bir yurt kazandılar. Alparslan, babası ölünce Horasan meliki, amcası Tuğrul Bey’i ı ölü nü üzerine de Selçuklu sultanı oldu. Önce ülkesindeki isyanları bastırdı. Büyük Selçuklu devlet adamı Nizamülmülk’ü kendisine vezir yaptı. Sonra fetihlere başladı. Azerbeycan ve Kafkasya üzerine yürüdü, Gürcü ve Ermeni krallarını vergiye bağladı. Ani ve Kars’ı aldı. Mısır seferine çıktığı sırada, Bizans imparatoru Romanos Diogenes’in yüz bin kişilik bir orduyla doğuya doğru ilerlediğini haber aldı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra elli bin kişilik ordusuyla Malazgirt’e geldi. Burada iki ordu şiddetli bir savaşa tutuştu. 26 Ağustos 1071 cuma günü Alparslan, askerlik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. Bizans ordusunu darmadağın ederek Romanos Diogenes’i esir aldı. Bu zafer, Türk devletinin bundan sonraki bin yıllık döneminin başlangıcı oldu.


Mahmud


Gazneli Mahmud, Gazneliler devletinin ünlü hükümdarı,  967 veya 969’da Buhara’da doğdu, 1030’da Gazne’de öldü. Gazneliler devletini siyasî, askerî ve kültürel bakımdan güçlendirdi, İslamiyet’in yayılmasında önemli rol oynadı.


Gazneli Mahmud, 999 yılında Gazne hükümdarı oldu. Yaptığı savaşlarla İran, Azerbaycan ve Türkistan’ı ele geçirdi, ülkesinin sınırlarını Ceyhun’un ötesine, Harzem’e kadar genişletti. 1005 yılında ünlü Hind seferlerine başladı. 1009’da Hind racalarını dize getirerek Pencap’ı aldı. Lfihur, Delhi gibi Hind şehirlerindeki hâzineleri ve sanat eserlerini Gazne’ye götürdü. Bu şehri cami, okul ve kütüphanelerle süsleyerek Türk ve Islâm dünyasının bilim ve kültür merkezi hâline getirdi. Devrin ünlü düşünür ve sanatçılarını sarayında topladı. Bunlardan Firdevsî, «Şehnâme» adlı ünlü eserini Gazneli Mahmud İçin yazmıştır. Gazneli Mahmud iyi bir idareciydi. Ülkesinde hukuk, eğitim ve ulaştırma işlerini düzene koydu. Hindistan’da kocaları ölen kadınların yakılması ölülerin ırmağa atılması gibi kötü gelenekleri yasakladı.