23 Temmuz 2016 Cumartesi

İstanbul'a Kondum

İstanbul’un küçük bir turunu atmaya ne dersiniz. Belki serzeniş dolu olan bu yazımda beni yereceksiniz, belki de hak vereceksiniz. Bunun için belkilerin arkasına sığınmadan aklıma dilime ne geldiyse parmaklarımın ucundan yazıya döküyorum. Yazımı beğenmeniz tabii ki öncelikli hedefim ama beğenmezseniz bile bir algı yaratarak en azından kendi değerlerimize ve şehrimize olan bağlılık doğrultusunda farkındalık yaratabilirsem ne mutlu bana. İstanbul’un bir yanına konuyorum ve sizler için başlıyorum;


Sivil yapılardan en ilgi çekicileri sarnıçlardır. Sarnıçlar kentin su gereksinimlerini karşılarken, aynı zamanda sulama işlerini de görürlerdi. Sultan Selim Camisi havuzu, Bugün Vefa stadı olarak kullanılan ve aslında bir sarnıç olan Karagümrük Çukur Bostanı, Bakırköy’deki Fildamı sarnıçları bugün hâlâ görülebilir.


Ayrıca yine din dışı yapılara örnek olarak, Sultan Ahmet Meydanı’na gittğinizde gördüğünüz pembe granitten yapılmış olan tek parça taş, Mısır’dan getirtilmiş olup yaklaşık 3600 yaşındadır. Yani o taşa baktığınızda 3600 yıllık bir tarihe baktığınızı unutmayın ve o taşın neler görüp geçirdiğini bir düşünün. Bu taş 390 yılında İstanbul’a getirilmiş ve dikilmiştir. Dikilmesinin 32 gün sürdüğü aşağıdaki kaidesinde yazılıdır. Yine aynı yerde bir de Yılanlı Sütun gömrürsünüz ki o da 4.yy’dan günümüze armağandır. Aslında üç yılanın taşıdığı bir de altın kazanı olduğu söylenmektedir. Bir başka dikilitaş da onların yanındadır, onun da madeni plakaları günümüze gelmemiştir.


Diğer yandan, Gülhane parkına gittiğinizde Gotlar Sütununu, Beyazıt’ta Çemberlitaş’ı, Yine Beyazıt üniversitenin karşısında kaldırımlarda duran Zafer Takının parçalarını, Fatih’de Kız Taşını, Ceerahpaşa’da Arkadius Sütununu, Haliç’i ve İstanbul’u içine alan surları, Tekfur Sarayı’nı gezip görebilir ve İstanbul’da bin yıl egemenlik sürmüş ve Ortaçağa damgasını vurmuş böyle bir uygarlığı yakından tanımış olur ve ona dost da oluruz.


Bizler İstanbul denen kentin en kötü dönemimde yaşamaktayız. Bu kentin bugünkü durumuna pembe gözlüklerle bakıp “Eskiden de böyleymiş” diyen bazı aydınlara rastlıyorum. Ancak, okuduğum bir çok gezgin anıları, gördüğüm birçok gravür bunu doğrulamıyor. Geçmişinde üç büyük uygarlığa başkentlik etmiş böyle bir kentin bugün geldiği nokta böyle olmamalıydı. “Hangi açıdan” derseniz, bir kez bizler tarihi dokunun yalnızca suriçi bölgesinde korunması gerektiğini bilmeyen insanlarız. Bu nedenle de tarihi suriçini hiçbir korumaya almadan yok ettik. Yetmiyormuş gibi üzerinden bir de tramvay geçirdik. Sonra insanıkızı eğitimedik, insanımız da kendini eğitemedi. İstanbul kentinin önemini hiç kimseye anlatamadık. Düzeltiyoruz, güzelleştiriyoruz diye, restorasyon yapmak işimize gelmediğinden, ne kadar tarihi yapı varsa yıktık geçtik ve Haliç’i kurtardığımızı sandık.


Bilmem hangi ormanda, hangi piknik alanında mangal yapacağımıza; adalara göçmen akımı gibi akacağımıza, erkek erkeğe kahvelerde pişti oynayacağımıza, çıkıp İstanbul’u tanısak; Roma, Bizans, Osmanlı eserleriyle tanışsak daha iyi olmaz mı?


O zaman belki İstanbul’a eziyet etmeye acırız.

24 Mayıs 2016 Salı

Korkut Ozanın Tarihi Şansı

Sayın Korkut Özal… Bugün günlerden cumartesi… Bakanlığınızın, belki de siyasi hayatınızın kaderi bugün çözülüyor. Meclis size ya evet diyecek ya da hayır! Ama siz her ikisini de beklemeyin. Basın istifayı gidin…


Gidin ki, Türkiye’de bir işi beceremeyen siyasilerin istifa edebileceklerini de gösterin. Bilin ki istifanız, sizinle karşıt fikirde olmasına rağmen, size büyük saygısı, sevgisi ve bağlılığı olan oğlunuza bırakacağınız en büyük mirastır. Sizinle bir Marmaris akşamında tanışmıştık Korkut Özal…


TPAO Genel Müdürüydünüz. Bir arkadaşımız da aynı kuruluşta görevli bir petrol mühendisiydi. Adı “aşırı solcu”ya çıkmışlardandı. Aslında solculuğunu sakladığı filan yoktu. Çünkü petrolün millileştirilmesini istiyordu, yeraltı kaynaklarımızın peşkeş çekilmemesini istiyordu, dışa bağlı enerji politikasının, bir gün ülkeyi açıkta bırakacağını söylüyordu.


İşte bu yüzden adını “gomonist”e çıkarmışlardı. Bir Marmaris akşamında bunları konuşuyorduk. Söz sizden açıldı, biri atıldı:


“Bırak canım, takunyalının biridir o!”


O günlerde ağabeyinizle, adınız “takunyalı biraderlere çıkmıştı.


O solcu, o aşırı solcu, o “gomonist” diye lekelenen arkadaş birden dikildi:”Yoooo! Korkut özal’ı ‘birtakım insanlarla aynı kefeye koyamazsınız. Namaz kılması, dindar olması onun için eksiklik, bir eleştiri konusu değildir. TPAO, TPAO olalı böyle bir genel müdür görmedi. Dürüsttür, çalışkandır, bilgilidir ve hepsinden önemlisi ciddidir.”


Size “takunyalı” diyen şaşırdı: “Sen nasıl böyle dersin? O sağcı, sen İse solcu?”


“Ne olursa olsun… İster sağcı olalım, ister solcu olalım bu ülke bizim. Asgari müştereklerde birleşmek zorundayız. Yeter ki dürüst ve ciddi olalım.”


İşte sizinle böyle tanışmıştık Sayın Korkut Özal… Bu tanışmamız bugüne kadar sürüp geldi. Ama hiç yüz yüze gelmedik.


CHP-MSP koalisyonunda, birinci MC’de bir “değer” olduğunuzun belirtileri vardı. Her ne kadar keyfi tayinler yapıp Danıştay kararlarını uygulamıyorsanız da, televizyona dikip akıllı uslu laflar edebiliyordunuz.


Sıra ikinci MC’nin kuruluşuna geldi. İçişleri Bakanlığı büyük pazarlık konusuydu. Sütün yüreğimizle İçişleri Bakanlığının MSP’ye verilmesini ve başına da sizin gelmenizi istedik. Bir Asiltürk döneminden sonra mevcudun içinde sizden iyisi yoktu. İsteğimiz gerçekleşti.


Devletin güvenlik kuvvetlerini ayrım yapmadan yöneteceğinizi, anarşiyi bir ölçüde önleyebileceğinizi ve bu milletin evlatlarına sahip çıkacağınızı sanmıştık. Böyle sanmakta haklıydık. Ciddi bir devlet adamından beklenen buydu. Biz de sizi öyle tanıyorduk. Ama ilk umudumuzu, verdiğiniz demeçle kırdınız:


“İki ay sonra anarşinin kökünü kazıyacağım” diyordunuz.


Necdet Uğur, sizi televizyondaki açıkoturumda sıkıştırıyordu. Ama siz anarşinin toplumsal çelişkilerden doğduğunu, bir toplum buhranı olduğumu kabul etmediniz. Size göre anarşinin nedeni siyasiydi.


Yanılıyordunuz! Gerçeği beş ay sonra görüp “Anarşiyi idareciler önleyemez. Anarşinin nedeni siyasi değil, toplumdaki bunalımdır” dediğiniz zaman iş işten geçmişti. Bir siyasi mevta haline gelmiştiniz.


Çelik yelekler giyip elinize silahlar alıp gösteriş olsun, diye resimler çektirdiniz. Kan gövdeyi götürürken “Anarşinin tırmanması bitti, inişe geçti” gibi laflar ettiniz. Her gün fidan gibi vatan evlatları öldürülürken, validenizi atıp hacca gittiniz.  Ama lütfen burasını yanlış anlamayın. Bu memleketin birtakım vatandaşları Paris’e, Roma’ya, Madrid’e gidiyorsa, birtakım vatandaşları da hacca gidecektir. Kimsenin buna laf etmeye hakkı yoktur.


Bizim eleştirdiğimiz sizin kan gövdeyi götürürken bakanlığı bırakıp hacca gitmenizdir.


Diyeceksiniz ki, “Kalsam ne olacaktı? Anarşi duracak mıydı?”


Elbet durmayacaktı. Ama işin bir de ciddiyeti vardı. Onu unuttunuz. Devri iktidarınızda olanları sıralamaya ne dilimiz, ne yerimiz, ne de yüreğimiz elveriyor. İktidarınızın son kara damgalarından biri Prof. Yalçın Sanalan’m evinde vurulması ve Hacettepe Üniversitesinin bir yıl kapatılmasıdır.


İstifa ediniz Sayın Korkut Özal! Devletin güvenlik kuvvetlerini tarafsızlıkla yönetebileceğinizi sanmıştık. Yapamadınız! Anarşiyi bir ölçüde önleyeceğinizi sanmıştık! Anarşiye teslim oldunuz. Bu milletin evlatlarına sahip çıkacağınızı sanmıştık! Kendi oğlunuza bile sahip olamadınız. Zavallı kaç kere dayak yedi…


İstifa ediniz!


Ediniz ki, tarih sizi bir ölçüde affetsin! Birkaç saatiniz kaldı. Bu şansınızı tepmeyin!…

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Yuri Gagarin, Neil Armstrong ve Ahmet Şefik Kimdir?

Yuri Gagarin


Sovyet hava subayı ve kozmonotu, 1934’te Smolensk yakınlarındaki Gjatsk’ta (S.S.C.B.) doğdu, 1968′-de Vladimir yakınlarında (S.S.C.B.) öldü.


Dünyanın çevresinde birçok sunî peyk dolaşmaktaydı. Önce Leyka, sonra da Belka ve Streika adlı köpekler ilk defa füzelerle uzaya fırlatılmışlardı. Nihayet 12 Nisan 1961’de Vostok I adlı uzay gemisiyle bir insan uzaya çıkmayı göze aldı. Ancak böyle bir işe girişmeden önce Gagarin, aylarca süren ağır brr antrenmana tâbi tutuldu. Kozmonotun her şeyden önce cesaretini kaybetmemesi gerekiyordu. Gagarin 300 kilometreden daha uzak bir mesafeden yeryüzünü görmenin sevincini tadan ilk insandır. Kozmonotun dünyayı çok uzaklardan gördüğü an dudaklarından dökülen ilk söz: harika olmuştur. O sıralarda dünyadaki heyecan da son haddini bulmuştu. Bu büyük başarı Gagarin’i hiç şımartmadı, uzay adamı o alçakgönüllü güleç ve sempatik havasını yitirmedi. Gagarin, bir deneme uçuşu sırasında hayatını kaybetti.


Neil Armstrong


Amerikalı kozmonot ve deneme pilotu. 1930’da Vapakometa’da (Amerika Birleşik Devletleri) doğdu. Ay üzerinde yürüyen ilk insan. Chanute ödülünü kazandı.


21 Temmuz 1969’da Türkiye saatiyle 20.30’da, Apollo 11 programının uygulanması sırasında bir füze, Ay toprağı üzerine, içinde iki insan taşıyan bir kapsül bıraktı. Edwin Aldrin’in kullandığı ve ay modülü adını taşıyan bu kapsülden, kozmonot Armstrong, kısa bir madenî merdiven yardımıyla aşağıya inmeye koyuldu. Kozmonot emniyette olup olmadığını kontrol için kısa bir süre durakladıktan sonra Ay üzerindeki Sükûnet denizine inerek Ay’a ayak basan ilk insan oldu. Bu sırada oradan 400.000 kilometre uzaktaki yeryüzünde milyonlarca televizyon vericisi direkt yayın yaparak bu büyük başarının görüntülerini Dünya’ya yayıyorlardı. Ay’da heyecan içindeki kozmonotun bir aralık: «İnsan için küçük bir adım, fakat insanlık için büyük bir adimi» dediği duyuldu. İnsanoğlunun binlerce yıllık rüyası gerçek olmuştu.


Mithat Paşa


Ahmet Şefik; Mithat Paşa diye bilinir. Ünlü Türk devlet adamı, 1822’de İstanbul’da doğdu, 1884’te Taif’te (Hicaz) boğulmak suretiyle öldürüldü. Hürriyet kahramanı; Türkiye’de bankacılığın temelini o attı.


Osmanlı İmparatorluğunun birçok vilâyetinde çeşitli görevlerde bulunan Mithat Paşa, Tuna valiliği sırasında, köprüler, yollar vb. yaptırmış; Emniyet Sandığı ve Ziraat Bankası’nı kurmuş ve böylelikle tefeciliğe biraz olsun önlemiştir. Aynı çalışmayı Bağdat valiliği sırasında da gösteren Mithat Paşa, halk tarafından çok sevilir, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi vatanperverler tarafından lider kabul edilirdi. Devrin padişahı II. Abdülhamit’e de hazırladığı ilk anayasayı kabul ettirmişti. Fakat padişah bu İlerici adamdan son derece tedirgin oluyor ve onu ülkeden uzaklaştırmak İçin çareler arıyordu. Amcası Abdülaziz o sıralarda intihar etmişti. II. Abdülhamit, olaya bir cinayet süsü vererek Mithat Paşayı bundan sorumlu tuttu. Paşa, ölüme mahkûm edildi. Padişah da, sözde onu affederek Taife sürdü sonra da orada boğdurdu.


 


 


 

7 Mayıs 2016 Cumartesi

Tarihte Yer Etmiş Ünlüler

Profesör Auguste Piccard


İsviçreli fizikçi ve mucit. 1884’te Basel’de (İsviçre) doğdu, 1962’de Lozan’da öldü. Stratosferi ve deniz çukurlarını araştırmada kullanılacak, geçirimsiz kabinler yapmayı denedi.


Deniz diplerinde araştırmalar yapabilmek için sımsıkı kapalı bir kabine ihtiyaç vardı. Profesör Auguste Piccard önce yoğunluğu az olan stratosferde balonla dolaşabilmek için su geçirmez bir balon sepeti yapmayı denedi. Balonla ilk uçuşunu ise 1931 yılında gerçekleştirdi. Yardımcısı Kipfer ile beraber Bavyera’dan hareket eden fizik bilgini, 15 000 metreye kadar yükseldi. Bu sırada Piccard ve yardımcısı iniş supabının sıkıştığını fark ederek endişelendiler. Yolculuk az daha bu iki bilim adamının hayatına mal olacaktı. Neyse ki balon 16 000 metreyi aştıktan sonra birdenbire uysallaştı ve Avusturya Tyrol’üne yumuşak bir iniş yaptı. Piccard, daha sonra en derin denizlerin diplerinde gözlemler yapmayı tasarladı ve bu amaçla batiskaf denilen dalma aracını gerçekleştirdi.


Binbaşı Jacques-Yves Cousteau


Fransız deniz subayı, deniz bilgini ve sinema yönetmeni, 1910’da Saint-André-de Coubzac’da (Fransa) doğdu. Kendi buluşu olan balıkadam elbisesiyle deniz diplerinde önemli keşifler yaptı, ilginç filimler çekti.


İlk denemesi 1934‘de yapılan ve yüzücüye büyük bir hareket imkânı sağlayan balıkadam elbisesinin icadı sayesinde, Binbaşı Cousteau, deniz diplerinde bir balık kadar rahat hareket ederek uzun araştırmalar yapan ilk insan oldu. Cousteau, denizler altında araştırmalar ve incelemelerde bulunmak üzere Fransızlara ait “Calypso” adlı gemiyi özel bir şekilde hazırlattı. Binbaşı Cousteau nun bu garip denizaltı evi, içindekilerin tamamıyla su altında yaşamasına elverişlidir. Bu ev gelecekte su altında kurulacak şehirlerdeki hayat hakkında da bir fikir verebilir. Cousteau kendi dalışlarıyla ilgili eserler yazmış ve ayrıca yine kendi buluşu olan bir su-altı kamerasıyla bir dizi filim çekerek, deniz dibi âleminin o büyüleyici güzelliklerini gözlerimizin önüne sermeyi başarmıştır. Bu filmlerin en ünlüsü Sessiz Dünya’dır.


Montgolfier Kardeşler


Montgolfier kardeşler, Fransız mucitleri. Joseph, 1740’ta Vidalon-lö-Annonay’de (Fransa) doğdu, 1810’da Baraluc’de (Fransa) öldü. Etienne, 1745’te Vidalon-les-Annonay’de (Fransa) doğdu, 1799’da Serrieres’de (Fransa) öldü.


Sıcak havayla şişirilen ilk balonları icat edip uçurdular. Joseph ve Etienne de Montgolfier, kâğıt imalâtçısı İki kardeşti. Annonay’daki fabrikalarında bazen kâğıttan küçük balonlar da yaparlardı. Sıcak havayla şişirilen bu balonlar serbest bırakıldıklarında havalanırlardı. Bir gün iki kardeş çok büyük bir balon yapmaya karar verdi. Kâğıttan yaptıkları bu dev balonu daha dayanıklı hâle getirmek için de bezle kapladılar. Balonun içindeki sıcak havanın soğumasını önlemek İçin alt kısmındaki ağzına yün parçaları ve bir tutam saman koydular. 4 Haziran 1783’de Annonay’da, kalabalık seyirci topluluğu önünde büyük bir deneme yapıldı. Montgolfier’lerin balonu on dakikadan fazla havada kaldı ve 500 metreye yükseldi. Aynı yılın 19 Eylülünde Versailles sarayı bahçesinde, kral Louls’nin huzurundaki ikinci denemede balon ilk hava yolcularını taşıyordu: Bir ördek, bir horoz ve bir koyun.


 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Tarihin Sahnesindeki Ünlüler

 


Büyük İskender


Aleksandros veya Büyük İskender, Makedonya kralıdır. M.Ö. 356’da doğdu, 323’te Bâbil’de (Irak) öldü.


Ordularıyla Hindistan’a kadar fetihler yaparak Doğu dünyasının hâkimi oldu. Zekî bir hükümdar ve mahir bir general olan. Büyük İskender. Yunanistan’ı fethettikten sonra Asya’ya doğru bir sefer düzenledi. İran ordusunu bozguna uğrattı, Mısır’a girdi, 331 yılında iran’lıları tekrar ezdi ve büyük zaferlerden sonra Dicle ve Fırat nehirlerini geçerek, indus kıyılarına vardı. Teslim olmayı teddeden Raca Poros. İskender’e denizden refakat eden Girit’li Nearkhos’un donanması tarafından yenilgiye uğratıldı. Yaralı olarak yakalanan Poros. İskender’in huzuruna çıkarıldı ve İskender ona kendisinden nasıl bir davranış beklediğini sordu. Mağlup Raca, kendisine bir kral gibi davranılmasını beklediğini söyledi. Bu cevaptan çok duygulanan galip İskender Poros’u bütün o bölgenin valisi yaptı. Ancak otuz üç yaşına kadar yaşayan İskender Bübil’de öldü ve geniş İmparatorluğu da ondan sonra yaşamadı.


Constantinus


Caius Aurelius Constantinus veya Büyük Constantinus.


İlk hıristiyan Roma imparatoru. 275 yılına doğru Naissus’ta (günümüzde Yugoslavya’daki Niş) doğdu, 337’de İzmit’te öldü. Eski Bizans, gelecekteki İstanbul olan Constantinopolis’i imar etti.


Constantinus, imparator olup siyasî rakiplerini ortadan kaldırdıktan sonra, 313’te hıristiyanlığı resmî din olarak kabul etti. O, bir yaratıcı ve öncüydü. İdarî sosyal, İktisadî ve hukukî alanlarda önemli yenilikler yaptı. Bunlardan başka, Constantinus, imparatorluğuna ikinci bir başkent kazandırmak istedi. 324’te başkent için yer olarak, Asya ile Avrupa’nın karşılaştığı yerde kurulmuş eski Bizans’ı seçti. Constantinus’un Yeni Roma adını verdiği bu eski kent, çarçabuk Constantinopoiis adını aldı, imparator, yeni başkenti süslemek için devrinin en büyük mimarlarına ve sanatkârlarına yaptırdığı sarayları, zafer tâklarını, kiliseleri ve diğer anıtları korumak üzere, şehri sağlam surlarla çevirtti. 330’da Constantinopoiis altın çağına girerken, rakibi Roma da artık parlaklığını ve canlılığını kaybediyordu.


Çe Huang-ti veya Çin Şi-Huang-ti


İlk Çin İmparatoru,  M.Ö. II. Yüzyılda yaşadı.


Asya’nın en eski ve en büyük anıtsal yapılarından biri olan Büyük Çin Şeddi’ni inşa ettirdi. Çin ülkesinin kralı olan prens Çeng, parlak fetihlerden sonra M.Ö. 221’de Çin’i barışa kavuşturdu ve birleştirmeyi başardı. Üntf ve iktidarı seven bir insandı. «İlk Hükümdar» veya Çe Huang-ti adını almaya karar verdi, imparatorluğunu, kuzeyden gelen bozkır kabilelerinin akınlarına karşı korumak için, 3.000 km. uzunluğunda ve üzerinde binlerce askerin nöbet tuttuğu 25.000 kule ile savunulan büyük bir set yaptırmaya karar verdi. Set, M.Ö. 213’de tamamlandı. Buna karşılık, Çe Huang-ti büyük bir hatâ da yaptı: 0 devirde, imparatorluğunda mevcut-bütün Çin kitaplarını yok ettirdi. Böylece, en eski Çin uygarlığına ait değerli belgeler ebediyen ortadan kalkmış oldu ve Çe Huang-ti, yüzyıllar boyunca Çin’li aydınların lânetine uğradı, isteği üzerine, hâzinesiyle birlikte 48 m. yükseklikte taştan bir tepenin altındaki mezara gömüldü.


 

1 Mayıs 2016 Pazar

Şanı Döneminden Günümüze Taşan Hükümdarlar

Charlemagne


Carolus Magnus; Charlemagne veya I. Karl Veya Büyük Karl Prank kralı, sonra Batı İmparatoru. 742’de doğdu, 814’te Aix-la-Chapelle’de (Almanya) öldü.


Hemen hemen bütün Batı Avrupa’yı hükmü altına alarak Mukaddes Roma-Germen İmparatorluğunu kurdu. Azimli ve gözüpek Frank kralı Charlemagne, egemenliğin mümkün olduğu kadar geniş topraklar üzerinde kurmaya çalıştı. Uzun saltanatı süresince (771-814) yalnız 790 yılı, bir barış yılı oldu. Charlemagne; Lombardia’yı, Bavyera’yı, Saksonya’yı (Saksonlara karşı tam yirmi üç yıl savaştı) fethetti ve İspanya’ya yerleşmiş Araplarla savaştı. Charlemagne 800 yılının Noel günü. Roma’daki San Pietro kilisesinde. Papa III. Löone’nin elinden Batı Roma imparatorluğu tacını giydi. Bu taç söylentiye göre, İsa’nın haçından çıkma bir demir çivinin çevresine işlenmiş olup, kuyumculuk sanatının bir şaheseriydi. Süslü sakallı büyük imparatorun kişiliği çabucak efsaneleşti: XII. yüzyılda söylenen destan türkülerinin ilk kahramanlarından biri oldu.


Alparslan


Büyük Selçuklu hükümdarı, 1029’da doğdu, 1072’de Merv’de (Horasan) öldü.


Malazgirt zaferiyle Anadolu’yu Türklere açtı; Türkler bu zaferle ebedi bir yurt kazandılar. Alparslan, babası ölünce Horasan meliki, amcası Tuğrul Bey’i ı ölü nü üzerine de Selçuklu sultanı oldu. Önce ülkesindeki isyanları bastırdı. Büyük Selçuklu devlet adamı Nizamülmülk’ü kendisine vezir yaptı. Sonra fetihlere başladı. Azerbeycan ve Kafkasya üzerine yürüdü, Gürcü ve Ermeni krallarını vergiye bağladı. Ani ve Kars’ı aldı. Mısır seferine çıktığı sırada, Bizans imparatoru Romanos Diogenes’in yüz bin kişilik bir orduyla doğuya doğru ilerlediğini haber aldı. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra elli bin kişilik ordusuyla Malazgirt’e geldi. Burada iki ordu şiddetli bir savaşa tutuştu. 26 Ağustos 1071 cuma günü Alparslan, askerlik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. Bizans ordusunu darmadağın ederek Romanos Diogenes’i esir aldı. Bu zafer, Türk devletinin bundan sonraki bin yıllık döneminin başlangıcı oldu.


Mahmud


Gazneli Mahmud, Gazneliler devletinin ünlü hükümdarı,  967 veya 969’da Buhara’da doğdu, 1030’da Gazne’de öldü. Gazneliler devletini siyasî, askerî ve kültürel bakımdan güçlendirdi, İslamiyet’in yayılmasında önemli rol oynadı.


Gazneli Mahmud, 999 yılında Gazne hükümdarı oldu. Yaptığı savaşlarla İran, Azerbaycan ve Türkistan’ı ele geçirdi, ülkesinin sınırlarını Ceyhun’un ötesine, Harzem’e kadar genişletti. 1005 yılında ünlü Hind seferlerine başladı. 1009’da Hind racalarını dize getirerek Pencap’ı aldı. Lfihur, Delhi gibi Hind şehirlerindeki hâzineleri ve sanat eserlerini Gazne’ye götürdü. Bu şehri cami, okul ve kütüphanelerle süsleyerek Türk ve Islâm dünyasının bilim ve kültür merkezi hâline getirdi. Devrin ünlü düşünür ve sanatçılarını sarayında topladı. Bunlardan Firdevsî, «Şehnâme» adlı ünlü eserini Gazneli Mahmud İçin yazmıştır. Gazneli Mahmud iyi bir idareciydi. Ülkesinde hukuk, eğitim ve ulaştırma işlerini düzene koydu. Hindistan’da kocaları ölen kadınların yakılması ölülerin ırmağa atılması gibi kötü gelenekleri yasakladı.


 

24 Nisan 2016 Pazar

Marconi, Belin ve Edison’un Hayatı

Marconi


Guglielmo Marconi, İtalyan fizikçisi ve mucidi, 1874’te Bologna’da (İtalya) doğdu, 1937’de Roma’da öldü.


Telsiz telgrafla uzun mesafeler arasmda ilk haberleşmeleri gerçekleştirdi. Fizik konularına küçük yaştan beri ilgi duyan Marconi, Bologna Üniversitesinde okurken yaptığı telsiz telgrafla yüzlerce metre uzaklığa haber iletmeyi başardı. İtalya’da İlgi görmeyince Ingiltere’ye gitti. O sırada 23 yaşında bulunan Marconi, birbirinden S km. uzaklıktaki İki yer arasında, telsizle bağlantıyı gerçekleştirdi. Bu, Atlas Okyanusu üzerinde kurulacak telsiz bağlantısı için atılan ilk adımdı. Marconi, 28 Mart % 1899 tarihinde, Douvres şehrinden Manş’ın ötesine yayım yapmayı gerçekleştim ve ilk mesajı, Édouard Branly’ye gönderdiği şu ünlü telgraf oldu: “Bay Marconi, 1 lanş denizinin beri yakasından telsiz telgrafla Bay Branly’ye saygılarını sunar.”. Bu sonuç, kısmen, Branly’nin olağanüstü çalışmasıyla elde edilmiştir. İtalyan mucidi, k’in-dinden önce yapılmış hizmetleri unutmayan şerefli bir insandı.


Belin


Édouard Belin Fransız mucidi, 1876’da Vesoul’da (Fransa) doğdu, 1963’te Territet’de (İsviçre) öldü.


Telgrafla resim iletme sistemini (telefoto) buldu. Geçen yüzyıldan beri haberleri telgraf aracılığıyla çabucak İletmek, kolay bir iş halini almıştı. Fakat haberlerle birlikte fotoğrafları da iletmek, ancak 1907 yılında mümkün olabildi. Édouard Belin, önce telgraf hattı aracılığıyla resimlerin nokta nokta iletilmesini gerçekleştirdi. Fakat bu işin yapılabilmesi için fotoğraf röportajcıları, malzeme dolu iki ağır bavulu taşımak zorundaydılar. 5 ağustos 1921 tarihinde, bir radyotelefoto sisteminden yararlanan Belin, Malmaison’daki laboratuvarında televizyonun icat edilmesinden ve uzay resimlerini iletecek olan Telsiz isimli füzenin atılmasından çok önce Atlas Okyanusu’nu radyo dalgalarıyla geçen ilk fotoğrafı elde ediyordu.


Edison


Thomas Edison Amerikalı mucit, 1847’de Milan’da (A.B.D.) doğdu, 1931’de West Orange’de (A.B.D.) öldü.


Aralarında mikrotelefon, fonograf, akkor elektrik lambası da bulunan 1.200 icadının beratını almıştır. İcat ettiği akkor lâmbanın Bağlayacağı İmkânları daha İyi tanıtmak İçin Edison, kendi usulüyle New York’un bir mahallesini aydınlatmayı teklif etti. 1880 yılından İtibaren fizikçi, bu amaçla çalışmaya koyuldu. Bir elektrik santralı yaptırdı, kilometrelerce elektrik teli çektirdi. 15.000 lamba ve bunların duylarını İmâl ettirdi. Dahâ fince mevcudu bulunmayan, fakat teşebbüsü İçin gerekli olan herşeyi İcat etmek zorunda kaldı: Elektrik sigortaları, elektrik düğmeleri v.b. 4 Eylül 1882 tarihinde açılış töreni yapıldı. Davetli devlet gfirevlileri, tertemiz beyaz gflmlekll ve gayet şık giyinmiş Edison tarafından karşılandılar. Fakat bir anda Edison ortadan kayboldu. Onu merakla aradılar. Sonunda Edison, elbisesi kırış kırış, yağlara bulanmış bir halde ortaya çıktı: Arıza yapması ihtimali beliren bir makineyi tamir ediyordu.


 

7 Nisan 2016 Perşembe

Pirinç, Sıcaklık ve Isı Hakkında Faydalı İçerik

Pirinç


Çinko ile bakır birer madendir. Eğer, kül rengindeki çinko ile kırmızı renkteki bakın bir arada eritirsek, sarı bir alaşım elde ederiz ki buna da “pirinç” denir.


Pirinç, elektrikçilik ve dökümcülükte çok kullanılan bir alaşımdır. Dövülerek bakır gibi kolaylıkla levha hâline getirilebilir. Üstelik içinde % 20.40 oranında çinko bulunduğu için bakırdan daha da ucuzdur. Aynı zamanda pirinçten, kolayca şekil verildiği için duy gibi çeşitli elektrik malzemesi de yapılır. Ayrıca içindeki bakır oranı yüksek olduğundan, rengi altın sarısı olan bir pirinç çeşidi ise genellikle taklit mücevherlerde kullanılır. Döküm yapılarak ya da tornadan geçirilerek şekil verilirse pirinçten şamdan, duvar aplikleri, ayaklı fener vs. de yapılır.


Sıcaklık


Ateş sıcaklık verir.  Hareket de sıcaklık verir.  Diğer taraftan sıcaklık da makinelerle hareket hâline dönüştürülebilir. Sıcaklık, enerjinin bir şeklidir. Meselâ sıcaklık suyu buhar hâline getirir buhar da ya bir lokomotifi işletir ya da elektrik üreten bir dinamoyu döndürür. Yine sıcaklık bir tepkili motorun ya da içten patlamalı bir motorun yakıt gazlarının hacmini genişletip çalışmalarını sağlar. Atom enerjisi de sıcaklık üretir, bu ısının etkisiyle de feantrallarda elektrik akımı elde edilir. Güneş sıcaklığı ise yağmur getiren rüzgârların oluşmasına sebep olur. Yağmur, barajları doldurur; oradan akan sularla türbinler döndürülür. Yeryüzündeki bütün enerjiler güneşin sıcaklığından ve ışığından meydana gelir.


Isı


Isı, sıcaklığın ölçüsüdür. Işılan kesinlikle ölçebilmek için termometreden yararlanılır. Elimizle  cisimlerin yalnız sıcak mı, ılık mı,  yoksa soğuk mu olduğunu öğrenebiliriz. Termometre, cisimlerin sıcaklığın etkisiyle düzenli olarak genleşmesi esası üzerine çalışan bir ısı ölçme âletidir. Daha çok İsveç’li bilgin Celsius’un icat ettiği derecelendirme kullanılın 0 derecede erimek üzere bulunan buzun soğukluğunun. 100° de kaynayıp buharlaşmakta olan suyun sıcaklığıdır. —273° (mutlak sıfır) den daha aşağıdaki ısılara erişilmesi çok zor. hattâ imkânsızdır. Buna karşılık güneşin merkezindeki sıcaklığın 20 milyon dereceyi aştığı sanılmaktadır. Bu ısı bize gelinceye kadar sıcaklığından çok kaybetmektedir.


 

25 Mart 2016 Cuma

Bu Kişileri Biliyor Muydunuz?

Baden – Powell


Baron Robert Baden-Powell İngiliz generali, 1857’de Londra’da doğdu, 1941’de Nyeri’de (Kenya) öldü. İzciliği kurdu ve bu kuruluşun uluslararası bir nitelik kazanmasını sağladı.


Güney Afrika’da Mafeking’de, Boerlere karşı giriştiği savaşta yiğitçe dövüşen General Baden-Powell, bu muharebelerde İngiliz askerlerinin hiç de iyi savaşmadıklarını görerek üzülmüştü. Askerlikte edindiği bu deney, onu yeni yetişen kuşağın eğitimiyle ilgilenmeye yöneltti. Baden-Powell, 1908’de kısa zamanda bütün ulusların ilgisini çeken “boy scoots” denilen izci teşkilâtını kurdu. Bu teşkilâta yalnız erkek çocuklar katılabiliyordu. Daha sonra kız kardeşi Agnes Baden – Powell’in yardımıyla “girl-guides” adıyla kız izci teşkilâtını kurmuştu. Bu eğitim hareketi kısa zamanda bütün dünyaya yayıldı. Özel bir üniforması, çeşitli rütbeleri ve çok sıkı kuralları olan izciliğin amacı çalışkan, tutumlu, cesur, temiz, saygılı, itaatkâr, neşeli ve faydalı yurttaşlar yetiştirmektir.


Hammarskjöld


Dag Hammarskjöld, İsveçli siyaset adamı, 1905’te Jönköping’de (İsveç) doğdu, 1961’de Rodezya’da öldü.


Birleşmiş Milletler Teşkilâtının, dünya barışı uğrunda can veren genel sekreteri olan Hammarskjöld, Bir süre iktisat profesörlüğü ve devlet bakanlığı yaptıktan sonra Birleşmiş Milletler Teşkilâtının genel sekreterliğine seçilen Dag Hammarskjöld’ün başlıca görevi, uluslararası anlaşmazlıklara çözüm yolu bulmak ve çıkacak çatışmaları önlemek, sınırlamak ya da durdurmaktı. Zor olduğu kadar da önemli olan bu görev, insanları çok İyi tanımayı, onların haklarını, kanunlarını, karakterlerini çok iyi bilmeyi gerektiren, ayrıca diplomatlık ve girginlik isteyen bir görevdi. Kendini dünya barışına adamış Dag Hammarskjöld’ün uçağı, bir hava yolculuğu sırasında Rodezya’da Ndola dolaylarında düştü. Böylece barış dünyası, en değerli evlâtlarından birini daha kaybetmişti. 1961’de Nobel barış ödülü Dag Hammarskjöld’e verildi. Onun gibi Birleşmiş milletler teşkilatında görevli daha nice gözlemciler her yıl barış uğruna can vermektedir.


Şeyh Şâmil veya İmam Şâmil


Dağıstanlı yurtsever ve büyük kahraman, 179B’de Gümrü’de (Dağıstan) doğdu, 1871’de Medine’de (Arabistan) öldü.


Ülkesinin bağımsızlığı için yıllar boyu Ruslarla savaştı. Şeyh Şâmil’in Ruslarla yaptığı bir çarpışmada göğsüne düşman süngüsü saplanmıştı. Ama o, süngüyü çıkartarak kendisini yaralayan Rus’u öldürmüş, sonra da ciğeri delinmiş, kaburgaları kırılmış bir hâlde düşman çemberini yarıp kurtulmuştu. Hürriyetsizliği ölümle bir tutan bu kahraman, Dağıstan’ın bağımsızlığı için bir avuç insanla yıllar yılı çarlık ordularına karşı savaşmış, en sonunda 1859 da Ruslara esir düşmüştü. Fakat Çar, Şâmil’in silâhını almamış ve ona esir bir hükümdar muamelesi yapmıştır. Ayrıca Şâmil’in oturduğu şehirden geçecek her Rus- subayına bu kahramanı ziyaret emrini vermişti. Ama bu durum Şeyh Şâmil’e daha da ağır gelmişti. Bir süre sonra Çar’dan hacca gitme iznini elde eden büyük halk kahramanı, Medine’ye giderken İstanbul’a da uğramış, burada halk kendisini büyük bir törenle karşılamıştır.


 

20 Mart 2016 Pazar

İnsan Sever Ünlü Akademisyenler

Valentin Haüy


Fransız eğitimcisi ve insan severi. 1745’te Saint-Just-en-Chaussée (Fransa) doğdu, 1822’de Paris’te öldü.


Körler için kabartma harfler icad etti. Sağır dilsizler gibi körler de, içinde bulundukları acıklı durumdan ancak uzman eğitimciler yardımıyla kurtulmaya çalışmak zorundaydılar. Epée Rahibi Charles Michel sağır ve dilsizlerden yardımını esirgememiş. Eğitimci Valentin Haüy İse kendini I körlerle ilgilenmeye adamıştır. Paris’te 1784 yılında Genç Körler Enstitüsü’nü kuran n Valentin Haüy ayrıca körlerin okumasını sağlayacak kabartma harfleri icat etmiştir. H Daha sonra da Essai sur l’Éducation des Aveugles (Körlerin Eğitimi Üstüne Deneme) adlı bir eser yazmış ve bunu öğrencilerine bastırmıştır. Bu insanseverin ayrıca Rusya ve Prusya’da da Fransa’dakine benzeyen birçok körler enstitüsünün kurulmasında hizmetleri geçmiştir. Daha sonra körlerin okuma ve yazma metotlarını kör Mucit Braille geliştirmiştir.


Horace Wells


Amerikalı diş hekimi.1815’te Hartford’da (Amerika Birleşik Devletleri) doğdu, 1848-de New York’ta öldü.


Cerrahî anestezi tekniğini icat etti. Bir diş hekiminin çalışmasını engelleyen en büyük zorluk, hastasının acı çekmesidir. Eskiden hekim geçinen bazı kimseler, hastanın çürük dişini çekmeden Önce onu bir süre eğlendirmeye çalışır, sonra da dişini birdenbire çekiverirlerdi. 1844 yılıydı. Wells bir gün tiyatroya gitmişti. Sahnede azot protoksit’ten başka şey olmayan bir gazın güldürücü niteliklerini göstermek amacıyla gülünç bir gösteri düzenlenmişti. Orada bulunan bir dostu, bu gazı teneffüs etmiş ve kahkahalarla gülmeye başlamıştı. O kadar kİ gülerken etraftaki mobilyalara çarparak yaralanmış yine de gülmesi kesilmemişti.


Bunu gören Wells, hemen ertesi gün bir miktar azot protoksit koklayıp dişini çektirmek üzere doğruca bir dişçiye koştu. Wells ameliyat sırasında en ufak bir acı bile duymadığını fark etti. Böylece de cerrahî anestezi doğmuş oldu.


Elene Theophile Hyacinthe Laennec


Fransız hekimi,1781’de Quimper’de (Fransa) doğdu, 1826’da Douamenez’de (Fransa) öldü.


Stetoskopla vücudu dinleme usulünü keşfetti. Günümüzün doktoru hastasının vücudunu, özellikle ciğerlerini önce stetoskop denen âletiyle dinler. Biçimi bugün il|j şeklinden çok farklı olan bu âlet, ilk defa Laennec tarafından bir rastlantı sonucu icadedilmiştir. Doktor günün birinde kulağını uzun bir kalasa dayamış çocuklarla oynarken, kalasın öbür ucunun bir toplu iğneyle kazındığını fark etmişti; hatta bu hafif gürültü ona çok net ve çok kuvvetliymiş gibi geldi. Hasta haneye dönünce bir defteri rulo yaparak İyice sıkıştırıp bir silindir hâline getirdi. Silindirin bir ucuna kendi kulağını yaklaştırıp öteki ucunu da bir hastasının vücuduna dayayarak onun kalbini ve ciğerlerini dinledi; işte o zaman Laennec, organizmanın çıkardığı sesleri rahatlıkla duyduğunu fark etti. 1815 yılından itibaren de İlk tahta stetos-koplar kullanılmaya başlandı.


 

19 Mart 2016 Cumartesi

Enver Paşa, Abraham Darby ve Gustave Eiffel Kimdir?

Enver Pasa


Türk generali ve devlet adamı Enver Paşa, 1881’de İstanbul’da doğdu, 1922’de Belhcivan’da (Tacikistan) öldü. İttihat ve Terakki Cemiyetinin en faal üyesidir.


Türkiye’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesine sebep oldu. 1902‘de Harp Akademisi’nden kurmay yüzbaşı rütbesiyle mezun olan Enver Bey, Makedonya’ya gönderilmiş ve burada komiteci ve eşkıya ile çarpışmıştı. 1907’de ittihat ve Terakki Cemiyetl’ne katılan Binbaşı Enver, istibdat idaresine karşıydı. II. Abdülhamit’e 1908 Meşrutiyetini kabul ve ilân ettirmek amacıyla genç subaylarla dağa çıkmıştı. Meşrutiyetin ilânından sonra yıllarca Hürriyet Kahramanı olarak anılan Enver Beyin ünü, bütün ülkeye yayılmış, hatta kalpağı ve bıyığı halk arasında moda olmuştu. 1914’te Harbiye Nazırlığına getirilen Enver Paşa Birinci Dünya Savaşı çıkınca, büyük bir sorumsuzlukla Türkiye’yi Almanların yanında savaşa sokmuştur. Savaştan sonra da Almanya’ya kaçan Enver Paşa, oradan Rusya’ya, daha sonra da Türkistan’a geçmişti. Orada bir Türk devleti kurmak istedi ama Ruslarla çarpışırken öldü.


Darby III


Abraham Darby III. İngiliz demirci ustasıdır. XVIII. Yüzyılda Galler Ülkesinde (Büyük Britanya) yaşadı. Avrupa’da dünyanın ilk büyük madenî köprüsünü inşa etti ve hizmete açtı.


İngiltere’yi dolaşan turistler, Severn nehrinin iki yakasını birleştiren 30 metrelik büyük madenî köprüye pek dikkat etmezler. Hâlbuki bu köprü, Fransız mühendisi Eiffel ve diğer cüretli mühendisler tarafından, birçok uçurum, vâdi ve boğaza kurulan sayısız köprünün atasıdır. Ironbridge (Demir köprü) adı verilen bu köprünün dökme demirden putreller, 1779 yılında demirci ustası Abraham Darby lll’ün yönetimindeki Darby’ler Dökümevi’nde hazırlanmıştır. Darby III, bu köprünün yapımı süresince canla başla çalışmış ve hiçbir masraftan kaçınmamıştır. Kuvvetli ayaklar üzerine oturtulan ve demir İskeleti son derece dayanıklı olan bu köprü, iki yüz yıla yakın bir zamandan beri hâlâ ilk günkü sağlamlığını muhafaza etmekte ve hiçbir yıpranmışlık belirtisi göstermemektedir.


Eiffel


Gustave Eiffel Fransız mühendisidir. 1832’de Dijon’da (Fransa) doğdu, 1923’te Paris’te öldü. Demir inşaatı çalışmalarıyla ün kazandı.


Paris’teki Eiffel kulesini yaptı. Paris şehrinin sembolü Eiffel kulesiyle adını bütün dünyaya duyuran Gustave Eiffel, Fransa’da ve dünyada, yapımı oldukça güç, çok sayıda madenî köprüyü gerçekleştirmiştir. Eiffel, o zamana kadar yapılan çok ayaklı köprüleri sakıncalı buluyordu. Çünkü bu tür köprülerin ara ayakları ya kaygan topraklar üzerine oturtulur ya da kuvvetli akıntılara maruz kalırdı. «Demir Sihirbazı» mühendisin amacı, üzerinde köprü kurulacak vadinin derinliği ve genişliği ne olursa olsun, bu vadiyi tek bir kemerle aşmaktı. Fransa’da, yapımı 1885 yılında tamamlanan Gabarit köprüsü bu tür köprülerin en göze çarpanıdır. Kemerinin iki ayağı arasındaki uzaklık 165 metreyi bulan bu köprü, Roma’daki San Pietro kilisesi, Paris’teki Notre-Dame katedrali ve Zafer Tâki yan yana gelseler, üzerlerinden kolaylıkla aşabilirdi.


 

14 Mart 2016 Pazartesi

Tarihin Önemine Katkı Sağlayan Üç İnsanın Hayatı

Kanunî Sultan Süleyman


Kanunî Sultan Süleyman veya I. Süleyman, Onuncu Osmanlı Padişahıdır. 1494’te Trabzon’da doğdu, 1566’da Zigetvar’da (Macaristan) öldü. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü döneminde 46 yıl saltanat sürdü. Yaptığı kanunlar dolayısıyla «Kanunî» unvanını aldı.


Avrupalıların «Muhteşem» unvanını verdikleri I. Süleyman 1520’de, 25 yaşında tahta çıktı. 46 yıllık saltanatını hemen hep savaşlarla geçirdi, karada ve denizde zaferlerle süsledi. 1521’de Belgrad’ı. 1522’de Rodos’u aldı. 1526’da Mohaç Meydan Savaşı’nı kazanıp Macaristan’ı fethetti. Anadolu’daki bazı isyanları bastırdı ve 1529’da Viyana’yı kuşattı. Toplar getirilmediği ve mevsim geçtiği için şehri alamadı. Kutsal Roma-Germen imparatoru Şarlken’e karşı. Fransa kralı j, Fransızcayı korudu ve Akdeniz’e bu amaçla donanma göndererek, burasını bir Türk gölü hâline getirdi, İranlılardan Tebriz ve Bağdat’ı aldı. Kuzey Afrika’yı, Mora ve Venedik’i fethetti. Son olarak Zlgetvar kalesini alırken öldü. Kanunî Sultan Süleyman, Osmanlı tarihinde Fatih’ten sonra en büyük devlet ve siyaset adamı, Yavuz’dan sonra da en büyük asker sayılır.


Henry VIII


İngiltere ve İrlanda kralı, 1491’de Green wich’te              (Büyük Britanya) doğdu, 1547’de Westminster’de (Büyük Britanya) Öldü.


Birbiri ardından tam altı kadınla evlendi. Henry VIII, çok güzel kızıl sakalı olduğu hâlde zaman zaman Mavi-Sakal’a benzetilmiştir. Ülkesinde koyu bir diktatörlük uygulayan bu İngiltere kralı, önce Catherine d’Aragon ile evlendi. Yirmi iki yıl süren bir evlilikten sonra da genç bir kadınla evlenmeye kalktı. Fakat papadan boşanma iznini elde edemeyince kiliseyle ilişkisini kesti ve kendisini Protestan Anglikan kilisesinin başkanı ilân etti. Sonra da kendi kendine boşanma yetkisini vererek Anne Boleyn ile evlendi. Fakat üç yıl sonra onun boynunu vurdurdu. Daha sonraki karısı Jeanne Seymour çok yaşamadı. Dördüncü karısı Anne Clâves’den pek çabuk bıkıp onu çirkin bulmaya başlayan Henry VIII, bu sefer Catherine Howard ile evlendi, ama çok geçmeden onun da boynunu vurdurdu. Neyse ki altıncı ve son karısı Catherine Parr, Kraldan çok yaşamak mutluluğuna erdi.


Elisabeth


1533’te Greenwich’te (Büyük Britanya) doğdu, 1603’te Richmond’da (Büyük Britanya) öldü.


Güçlü bir hükümdar, sanatçı ve edebiyatçıların koruyucusu, Henry VIII ile Anne Boleyn’in kızı olan Elisabeth, daha tahta çıkmadan çok önce becerikliliği ve akıllılığı ile dikkati çekmişti. O sırada İngiltere kraliçesi olan üvey ablası Marie Tudor pek sert ve mutaassıp bir katolikti. Yüzlerce protestanı odun yığınlarında diri diri yaktırıyordu. Bu vahşice tutumu yüzünden Marie Tudor’a «Kanlı Marie» lâkabı takılmıştı. Kanlı Marie, üvey kardeşinden de nefret ediyordu, hatta bu yüzden onu Londra’daki bir kuleye kapattı. Elisabeth bir süre sonra serbest bırakılınca ateşli bir katolik gibi görünmeye başladı! Daha sonra Marie Tudor ölünce Elisabeth I. onun yerine kraliçe oldu ve İngiltere’de aynı zamanda hem Katolikliğe hem de Protestanlığa benzeyen ve adına Anglikanlık denen yeni bir mezhep kurdu. Kraliçe Elisabeth l’in bütün davranışlarında aynı bilgelik göze çarpmaktadır.


 


 

12 Mart 2016 Cumartesi

Fevzi Çakmak, Charles Andre, Churchill

Mareşal Fevzi Çakmak


Türk mareşali, 1876’da İstanbul’da doğdu, 1950’de aynı yerde öldü.


Kurtuluş Savaşında ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş devresinde büyük hizmetleri oldu. Fevzi Çakmak, 1898’de Harbiye’den kurmay yüzbaşı olarak çıktıktan sonra orduda çeşitli görevlerde bulundu. 1914’de generalliğe yükseldi. Çanakkale’de, Kafkasya’da ve Suriye’de savaşa katıldı. Birinci Dünya Savaşından sonra İstanbul’da Genel Kurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı İken Anadolu’ya silâh ve malzeme gönderdi. Damat Ferit Hükümetinin kurulmasından önce bakanlıktan ayrılarak 1920’de Anadolu’ya geçti. Ulusal görevin artık Anadolu’da yapılacağı kanısındaydı. 1921’de Kurtuluş Orduları Genel Kurmay Başkanı oldu. Büyük Millet Meclisi onu başarılarından dolayı Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra Mareşalliğe yükseltti. 1944’e kadar Genel Kurmay Başkanlığı yaptı ve yaş haddinden emekliye ayrıldı. Fevzi Çakmak daima, milletin ve ordunun sevip saydığı bir insan olarak kaldı.


Charles, Andre


Charles, Andre, Joseph, Marie de Gaulle, Fransız generali ve devlet adamı, 1890’da Lille’de (Fransa) doğdu, 1970’te Colombey’de (Fransa) öldü.


İkinci Dünya Savaşı’nda, Fransa’nın kurtarıcısı oldu. Hitler’in orduları tarafından işgal edilen Fransa, 18 Haziran 1940’da savaşı bırakmıştı. Londra’da, İngiliz radyosu mikrofonunda, o güne kadar hemen hemen tanınmamış bir general, bütün fransızları kendisine katılmaya, mücadeleye devam etmeye ve Müttefiklerin zafer gününde hazır bulunmaya çağırdı. Çok geçmeden imparatorluk savunma konseyini kurdu. Hür Fransız kuvvetleri); Churchill’in harekete geçirdiği ingilizlerin, Rusların ve nihayet Fransa’da da Dâhilî Fransız Kuvvetleri (F.F.I.), işgal kuvvetlerine karşı direnişe geçti. 26 Ağustos 1944 günü, özgürlüğüne kavuşan Paris’te, halkın alkışlara boğduğu General De Gaulle, zaferinin tadını çıkarıyordu. Daha sonra Fransa Cumhuriyetini yeniden kurdu ve ülkeyi başarıyla yönetti; bu arada iki defa Cumhurbaşkanı seçildi.


Churchill


Sir Winston Leonard Spencer veya Winston Churchill. İngiliz devlet adamı, yazan ve ressamı, 1874’te Blenheim Palace’ta (Büyük Britanya) doğdu, 1965’te Londra’da öldü.


Çağdaş tarihin ünlü kişisi, Marlborough dükleri Spencer’ierin soyundan gelen Winston Churchill, siyaset hayatında çarçabuk parladı. 1900’de Muhafazakâr Parti’den milletvekili seçildi, fakat sonra Liberallere katıldı. 1917’de bakan, 1940’ta başbakan oldu. İkinci Dünya Savaşında gösterdiği çelik irade, ona «ihtiyar Aslan» lâkabını kazandırdı. Beş yıl süren kahramanca savaş ve direnişte, Chürchill’in büyük çabası İngiltere’yi zafere ulaştırdı. 1940’dan itibaren İhtiyar Aslan, İngiliz halkına sadece kan, eziyet, ter göz yaşları vaad etmişti. Kendine ve milletine güvenen Churchill, her yerde yurttaşlarını teşvik ediyor ve purosu hep dudaklarında, elini kaldırarak işaret ve orta parmaklarıyla vaad ettiği zaferi belirten V harfini gösteriyordu. 1945’te seçimleri kaybeden Churchill, Nato ve Avrupa Konseyinin kurulması fikirlerini ortaya atmıştır.


 


 


 

9 Mart 2016 Çarşamba

Adını Duymadığınız Zamanında Ün Kazanmış Sanatçılar

Demosthenes


Yunanlı hatip ve siyaset adamı, M.Ö. 384’de Atina’da (Yunanistan) doğdu, M.Ö. 322’de Kalaureia adasında (Yunanistan) öldü.


Etkileyici ve güzel konuşmasıyla ün yaptı. Eski Çağın en büyük hatibi sayılan Demosthenes. Atina’da toplanan meclislerde sık sık söz alarak Atina’lıları Makedonya kralı Philippos’a karşı kışkırtmaya çalışırdı. Onun bu amaçla hazırlayıp verdiği söylevler Philippikoi adını taşır ve çok ünlüdür. Söz söyleme sanatında bu eşine az rastlanır ustalığa erişebilmek için büyük hatip, gençliğinde yıllarca, kalabalık karşısında rahatlıkla konuşabilene denemeleri yapmış, sabırla çalışmıştır. Hastalıklı bir çocukluk devresi geçirmiş olan Demosthenes söylentiye göre kekemeydi. Ama o, bu kusurunu giderebilmek için ağzına çakıl taşları koyup sahilde dalgaların gürültüsünü bastıracak kadar yüksek sesle mısralar okur, ayrıca nefesini kuvvetlendirmek için de hem koşar, hem de kendi kendine söylevler verirmiş.


Phidias


Eski Yunan sanatçısı ve heykeltıraşı, M.Ö. 490 ile 431 yılları arasında yaşadı. Dünyanm en ünlü heykeltraşlarından biri. Parthenon tapınağının frizlerini o yapmıştır.


Phidias’ın eserlerinin çoğu, ne yazık ki ya tahrip edilmiş ya da kaybolmuştur. Meselâ on metreden fazla olan, som altından ve fildişinden bfr Zeus heykelini gerçekleştirdiği bilinir. Ama onu üne kavuşturan asıl eserleri, Atina Akropolis’indeki Parthenon tapmağı için yaptığı frizlerdir. Perikles’in isteği üzerine sanatçı, Parthenon tapınağını bu ünlü şaheseri daha’ da güzelleştirmiştir. Phidias’ın yaptığı frizlerin parçaları bugün Atina, Londra ve Louvre müzelerinde sergilenmektedir. Hayatının son yıllarında Phidias, kıskanç düşmanları tarafından, Parthenon tapınağının en değerli eseri olan Athena heykelinin üzerindeki fildişi ve altınları çalmakla suçlandırıldı ve hapse atıldı. Phidias, hapisten Perikles sayesinde kurtulduktan sonra sürgüne gönderilmiş ve orada ölmüştür.


Publius Vergilius Maro


Lâtin şairi, M.3. 70’te Mantova (İtalya) yakınlarında doğdu, M.Ö. 19’da Brindisi’de (İtalya) öldü.


Eserleriyle Lâtin ve Batı edebiyatlarını büyük ölçüde etkiledi. Vergilius, daha hayattayken, Georglca adlı eseriyle büyük bir One kavuşmuştu. Şair, İtalya kırlarının güzelliğini dile getiren bu eseri, ancak yedi yılda tamamlayabilmişti. Bir gün İmparator Augustus kendisine adanmak üzere şairden Yunan tarzında uzun bir şiir yazmasını istedi Vergilius da İmparatorun atası sayılan Aeneas’ın hikâyesini anlatmayı uygun buldu. Şair eseri üzerinde tam on yıl çalıştı; hatta daha fazla ilham alabilmek İçin Yunanistan’a bile gitti. Bu destan – şiir uzun çalışmalardan sonra bitmişti. Ama Vergilius eserini beğenmediği ve yetersiz bulduğu İçin yakmak istedi. Çünkü destan üzerinde en az üç yıl daha çalışması gerektiğine inanıyordu. Neyse kİ dostları, el yazmalarını kurtardılar. Bu sayede önce Roma, sonra da bütün dünya Aeneas’ı zevkle okudu.


 


 


 

4 Mart 2016 Cuma

Genel Kültür Çoğaltıcı Hayatlar

Boulle


André-Charles Boulle XIV. Louis devri Fransız ince marangozu, 1642’de Paris’te doğdu, 1732’de aynı yerde öldü.


Yaptığı mobilyalar büyük bir değer taşır. Avrupa müzelerinde çok sayıda eseri vardır. André – Charles Boulle’un yaptığı eserler, mobilya koleksiyoncuları arasında daima tartışma konusu olmuştur. Çünkü Boulle’un elinden çıkan mobilyaların birçok taklidi yapılmıştır ve hâlâ da yapılmaktadır. Ancak büyük müzelerdeki ve zengince döşenmiş şatolardaki mobilyaların önemli bir kısmı gerçekten Boulle’un eseridir Bu mobilyaların orijinalliğini bakır, kalay ve bağa ile yapılan gömme süsler ve bunları tamamlayan yaldızlı bronzdan işlemeler meydana getirmektedir. Güneş-Kral diye bilinen XIV. Louis. Boulle’un yaptığı işleri çok beğenmiş ve mobilyacıyla dört oğlunu saray ince marangozluğuna tayin etmiştir. Ama ne yazık ki oğulları bu işte onun kadar ustalık gösterememişlerdir. Eserleri Boulle’unkiler kadar sanatkârca ve orijinal değildir. Bu yüzden Boulle’un oğullarına babanın maymunları adı takılmıştır.


Champollion


Jean François Champollion. Fransız bilgini, Eski Mısır dili ve kültürü uzmanı. 1790’da Figeac’da (Fransa) doğdu, 1832’de Paris’te öldü. Eski Mısır hiyeroglif yazılarım çözdü. Eski Mısır dili ve kültürü üzerine birçok eser verdi.


Fransız generali Napoléon Bonaparte, beraberinde bilginler, şairler ve ressamlar olduğu hâlde Mısır seferine çıktığı zaman Champoiiion henüz sekiz yaşındaydı. Fakat daha sonra bilinen doğu dilleriyle çok yakından ilgilenen Champollion, o güne kadar Avrupacıların pek tanımadıkları efsaneler ülkesi Mısır’dan getirilen belgeleri incelemeye koyuldu. Ve günün birinde genç bilgin, Rozetta taşı üzerine kazılı hiyeroglif yazıları, aynı taş üzerine farklı dillerde, yâni biri Mısır konuşma dilinde, diğeri Yunanca olarak yazılmış iki ayrı metinle karşılaştırarak çözdü. Böylelikle muazzam Mısır medeniyetinin anahtarı bulunmuş, kapıları aralanmış oluyordu. Bu büyük keşfin-mükâfatı olarak Champollion, 1828’de, Mısır anıtları üzerindeki yazıları kopya etmek üzere hiç görmediği hâlde çok iyi tanıdığı bu ülkeye gönderildi.


Yaşar Doğu


Yaşar Doğu ünlü Türk güreşçisi, 1915’te Samsun’da doğdu, 1961’de Ankara’da öldü. On iki yıl millî takımda yer aldı ve Türk güreşine birçok şampiyonluklar kazandırdı.


Küçük yaşta güreşe başlayan Yaşar Doğu, karakucak güreşinden 1937’de minder güreşine geçti, acı kuvveti ve kabiliyeti sayesinde kısa zamanda ün yaptı. 1939’da millî güreş takımına giren Yaşar Doğu’nun bundan böyle sırtı yere gelmemiştir, İsveçlilerin «Kara Saçlı Kuvvet İlâhı» adını taktıkları bu güreşçimiz Oslo’da yapılan 1939 Avrupa Şampiyonasında ikinciliği elde etti. 1947 Avrupa Greko-Romen şampiyonu oldu ve 1948 Londra Olimpiyatları ile 1949 Avrupa Serbest Güreş şampiyonasında birinciliği alarak adını bütün dünyaya duyurdu. 1951’de de Dünya Serbest Güreş Şampiyonasını kazanan Doğu, aynı yıl güreşi bırakıp Türk Milli Güreş Takımının antrenörü oldu. Bu görevini de başarıyla sürdüren Yaşar Doğu, bir kalp krizi sonucunda öldü.


 

3 Mart 2016 Perşembe

Daha Önce Duymadığınız İlginç Bilgiler Hazinesi

İdil Biret


İdil Biret Türk piyanisti, 1941’de Ankara’da doğdu. Yurt içinde ve yurt dışında verdiği konserlerle dünya çapında ün yaptı. Küçük yaşta müziğe olan büyük kabiliyetiyle dikkati çeken hârika çocuk idil Biret, kendi adına çıkarılan özel bir kanunla henüz yedi yaşındayken devlet hesabına Fransa’ya gönderildi. Paris’te Nadia Boulanger’nin öğrencisi olan bu hârika çocuk, Paris Konservatuvarında öğrenim görerek 1957 yılında piyano bölümünü bitirdi. Bir ara Nadia Boulanger İle beste üzerine de çalışan idil 81ret birkaç eser yazmışsa da bu alandaki çalışmalarını pek sürdürmemiştir. O daha çok bir icracı olarak tekniğini günden güne geliştirmiş ve zengin repertuvarı, üstün yorum gücü ve derin müzik anlayışıyla dikkati çekmiştir. Yurt içindeki konserlerinden başka, Paris, Londra, İsviçre, Brüksel, Kanada ve Rusya’da verdiği başarılı konserlerle büyük ün yapan idil Biret, dış ülkelerde Türkiye’nin yüzünü ağartan seçkin bir sanat elçisidir.


Pekin İnsanı


1929’da Çin’de bulunan insan fosilidir. M.Ö. 600.000 ile 150.000 yıllan arasında yaşadığı sanılmaktadır. Taştan âletler yapar ve ateşi kullanırdı.


İnsanoğlunun bilinen en eski atalarından biri. 6 Aralık 1929’da Pekin de, o zamana kadar görülmemiş şenlikler yapılıyordu. Dünyanın bütün ülkelerinden Pekin’e gelmiş olan bilginler, olağanüstü bir buluntunun şerefine bayram ediyorlardı. Bu buluntu, kaş kemerleri belirgin, alın ve çene kemikleri çıkık, kül renginde bir kafatasıydı. Araştırıcılar 500.000 yıl önce mağaralarda yaşamış, taştan âletler yaptığı ve ateşi kullandığı bilinen bu insan fosilini Çinlilerin Hu-Ku-Tien, yâni, «Ejderhanın kemiği» diye adlandırdıkları bir mağarada bulmuşlardı. Çinlilerin mağaraya böyle bir ad vermelerinin nedeni, yıllardan beri burada bol miktarda kemik bulmalarıydı. Çinliler, buldukları bu kuru kemikleri ilâç yapımında kullanılmak üzere eczacılara satarlardı. Böylece belki de birçok değerli fosil yok olup gitmişti.


Neandertal İnsanı


1856’da Almanya’da bulunan insan fosili, M.Ö. 150.000 ile 60.000 yıllan arasında yaşadığı sanılmaktadır. Mağaralarda yaşar ve avcılık yapardı. İnsanoğlunun çok eski bir atasıdır. Bu fosil. 1856 yılında, Almanya’da Düsseldorf yakınlarında yer alan Neandertal kasabasındaki bir mağarada bulunmuştur. Bu yüzden bu fosile, lâtincede, Neandertal insanı anlamına gelen Homo neandertalensis adı verilmiştir. Eski Taş çağında, Avrupa’da bugünkü Büyük Britanya, Almanya, Belçika, Fransa ve Ispanya topraklarında, Asya’da ise Kırım ve Özbekistan dolaylarında, mağaralarda yaşamış olan Neandertal insanının manevî bir dünyası da vardı: Bu ilkel insan, ölülerini gömer ve mezarlarına sungular bırakırdı; bu onun bir dinî inanca sahip olduğunu göstermektedir. Vücudu iriyarı ama zayıf yapılı, kafatası uzun, çenesi ve alnı çıkık, kaş yayları çok geniş olan Neandertal insanı, âlet yapmasını bilir ve hayatını mamut, ayı, misk öküzü gibi hayvanları avlamakla sürdürürdü.


 

2 Mart 2016 Çarşamba

Bell Kimdir? Cros Aslında Komik mi? Sodayı Kim Buldu?

Bell


Alexander Graham Bell Sonradan Amerikan yurttaşı olan İngiliz mucidi, 1847’de Edinburgh’da doğdu, 1922’de Kanada’da Baddeck yakınında öldü.


Telefonla ilk ses naklini gerçekleştirdi. Bell, sağırlara işaretlerle konuşmayı öğretiyordu. Öğrencilerinden biriyle evlendiktan sonra karısına sesleri duymasına imkân verebilecek bir usul bulmak için teşebbüse geçti. Fransız Bourseul ve Alman Reiss’ın bu konuyla ilgili incelemelerini de dikkate alarak yardımcısı Watson ile beraber geceli gündüzlü çalışıp yaptığı birçok araştırmadan sonra elektrik telleriyle birbirine bağlanmış iki ahize yaptı. 10 Mart 1876 tarihinde Boston’da, Bell, evinin tavanarasından. zemin kattaki ikinci ahizeyi dinleyen yardımcısıyla konuşmayı başardı. Ona sadece: «Bay Watson, buraya gelin lütfen, sizin yardımınıza ihtiyacım var.» dedi. Watson, hemen yukarı, öğretmeninin yanına çıktı. Böylece onun dediklerini, mükemmel bir şekilde duymuş olduğunu ispat etti. İlk telefon konuşması da gerçekleşmiş oldu.


Charles Cros


Fransız şairi ve mucidi, 1842’de Fabrezan’da (Fransa) doğdu, 1888’de Paris’te öldü. «Paleofon» denilen ve gramofonun esasını teşkil eden âleti buldu. Komik monolog türündeki eseriyle ün kazandı.


Fantezist bir yazar ve nükteci bir şair olan Charles Cros, aynı zamanda başarılı bir mucitti. Bir yandan kahvelerde ve edebiyat çevrelerinde ün yaparken 1869 yılında da renkli fotoğraf çekme usulünü buldu. Garip bir tesadüf sonucu bu buluşu, aynı zamanda Louis Ducos du Hauron da gerçekleştirmişti. Fakat iki mucit birbirini tanımıyordu Sonra 1877 yılında Charles Cros, Fransız Fen Bilimleri Akademisi’ne sunduğu bir raporda, «paleofon» ismini verdiği ve fonoğraf ilkelerine göre çalışan, kendi buluşu bıi aygıtı açıkladı 3u buluş, Edison’un fonoğrafı icat etmesinden aylarca önce gerçekleşmişti. Bu bilim adamının hâtırasına duyulan saygının ifâdesi olmak üzere her yıl seçtiği en iyi plâklara armağan veren bir fransız derneği, adını, «Charles Cros Akademisi» şeklinde değiştirdi.


Nicolas Leblanc


Fransız cerrahı ve kimyacısı, 1742’de Ivoy-le-Prö’de (Fransa) doğdu, 1806’da Saint-Denis’de (Fransa) öldü.


Suni soda elde etmek için bir usul buldu. Suni soda ve sodyum karbonat, cam ve sabunun yapılmasında kullanılan kimyasal bir üründür. Daha birçok sanayi dalında bu maddeden yararlanılır. Fransız İhtilâline kadar soda, bitkilerin küllerinden ve özellikle Fransa’da çok az bulunan bazı yoaun-ların küllerinden çıkarılıyordu. Ayrıca, Mısır’dan, hattâ Venezüella’dan getiriliyordu. 1788 yılında, Fen Bilimle’! Akademisi, soda yapmayı başaracak kimseye bir armağan vermeyi vaad etti. Nicolas Leblanc aadece deniz tuzundan yararlanarak sodayı basit bir sakilde çabucak elde etti. Ne var kİ Leblanc’ın uyguladığı usulle kötü kokular çıkaran kalıntılar da meydana geliyordu. Akademi, bu nedenle armağanı vermeyi reddetti. Bununla beraber bilginin ölümünden elli yıl sonra bulduğu usul sayesinde, o zamana kadar 300.000 ton kadar soda elde etmek mümkün olmuştu.


 


 

1 Mart 2016 Salı

Drakon, Diesel ve Grevin’in Gün Yüzüne Çıkmayan Hikâyeleri

Drakon


Eski Yunanlı kanun koyucu,  M.Ö. VII. yüzyıl sonlarına doğru yaşadı. Atina’da ilk yazılı kanun metinlerini hazırladı ve suçlular için çok ağır cezalar getirdi. M.Ö. VII. yüzyılda Atina Cumhuriyeti’nde düzen bozulmuş, toplum büyük kargaşalığın içine düşmüştü. Yöneticiler birbirleriyle mücadele ediyor, halk ise Atina’lı soyluların aşırı otoritesine karşı sık sık başkaldırıyordu. Yazılı kanunlar olmadığı için yargı kararları, yargıçların keyfine göre veriliyordu. Nihayet Drakon, herkese uygulanabilecek kanunların metnini kaleme almakla görevlendirildi. Bu kanunlara göre suçlulara en şiddetli cezalar verilecek, örneğin hırsızlık yapan bir kimse ölüm cezasına çarptırılacaktı. Drakon özellikle ailelerarası kavgalarla kan davaları için ağır hükümler getirdi. Bu kanunların metinleri Atina şehrinin duvarlarına kazıldığı vakit Atina’lılar, bunların çok şiddetli olduğunu ve halkın kanıyla yazıldığını sokaklarda haykırmışlard.


Diesel


Rudolf Diesel, Alman mühendisi ve mucididir. 1850’de Paris’te doğdu, 1913’te bir deniz yolculuğu sırasında öldü.


Bulduğu motorlar, ağır petrol yağlarının kullanılmasına imkân vermesi, az yer kaplaması, dumansız çalışması yüzünden tutundu. Genç Diesel, Augsbourg Sanayi Okulu’ndaki basit bir çakmağı hayranlıkla seyrediyordu. Bunun kıvılcımını, bir taş değil, fakat çok küçük bir silindirde sıkıştırılan havanın sağladığı sıcaklık meydana getiriyordu. Birçok otomobil, denizaltı ve bazı tren^ lokomotiflerinde bulunan motor tipi, bundan doğmuştur. Daha sonraları Diesel, ağır petrol yağlarını basınç etkisiyle ateşlemeyi sağladı, ileri sürdüğü düşünceler, Krupp gibi büyük sanayiciler tarafından kabul edildi. Birkaç yıl içinde kendi adıyla anılan motoru yaptı. 1897‘de bu motorun Kassel’deki denemelerde mükemmel bir şekilde çalışması, ileri sürdüğü görüşlerin değerini ispatladı. Buluşlarını incelemek isteyen İngiliz Deniz Kuvvetleri tarafından İngiltere’ye davet edildi. 29 Eylül 1913’te Anvers’ten Harvvich’e giden Dresden vapurundan denize düşerek öldüğü tahmin edilmektedir.


Grevin


Alfred Grevin, Fransız desinatörü ve karikatüristi, 1827’de Epineuil’de (Fransa) doğdu, 1892’de Saint – Mande’de (Fransa) öldü.


Paris’te ilk balmumu heykeller müzesini açtı, Alfred Grövin, bir desinatör, bir karikatürcüydü. Ayrıca tiyatro ile de ilgilenmiş, sahne kostümleri de çizmişti. Ama o, asıl ününü, kendi adını taşıyan müze sayesinde kazandı. Paris’te bir müze kurmayı tasarlayan Grövin bu tasarısını 1822’de gerçekleştirmiş ve bu müzeye meşhur kimselerin balmumumdan yapılmış heykellerini koymuştu. Sanatçının Montmartre bulvarında açtığı ve kendi adını taşıyan bu balmuımından heykeller müzesinde Madame de Pompadour. Charlie Chaplin, Gagarin gibi ünlü kişilerin mankenlerine rastlamak mümkündür. Bu heykellerde, balmumu öylesine ustaca işlenmiştir ve mankenler o kadar gerçeğe yakındır ki müzeyi gezenler yorgunluk gidermek için bir sıraya oturduklarında, yanlarında oturan balmumundan mankeni çoğu zaman canlı sanarak ona müze hakkında düşündüklerini bile söylerler.


 

27 Şubat 2016 Cumartesi

Dunlop ve Darwin’in Hayatlarına Derinlemesine Bir Analiz

John Boyd Dunlop


İskoçya’lı veteriner ve mucit, 1840’ta Dreghorn’da (Büyük Britanya) doğdu, 1921’de Dublin’de (İskoçya) öldü.


Tekerlek iç lâstiğini icat etti. John Dunlop’un tıp, mekanik ve ulaşım araçları gibi konular ilgisini çekiyordu. Ayrıca Dunlop, oğlu Johny’yi çok seven bir babaydı da. Oğlu velosipet’i (devrimizdeki bisikletin üç tekerlekli eski tipi) ile gezerken, yollardaki çukurların ve araba izlerinin sebep olduğu sarsıntılardan şikâyet ediyordu. Her türlü işle uğraşmayı seven hünerli Dunlop, o zamanki dolma lâstikler yerine, pompayla şişirilmiş kauçuk lâstikler koydu. Bunları, dış lâstikler yerine, tekerlek üstüne bir pansuman bezi gibi sarılmış, bez bantlar çevreliyordu. Oğlu Johny, daha önce geçemediği arkadaşlarıyla yaptığı yeni yarışta, bisikletinin hem daha az sarstığını, hem de daha hızlı gittiğini gördü. Dunlop, bu keşfini geliştirerek brövesini aldı ve Cros’a sattı. Cros, bu buluş sayesinde 1888’de bir şişme lâstik fabrikasını kurmuştur.


André ve Edouard Michelin kardeşler. Fransız sanayicileri. Edouard 1859’da Clermont – Ferrand’da (Fransa) doğdu, 1940’ta Orcines’de (Fransa) öldü, André Paris’te doğdu ve öldü (1853-1931) Bisikletler ve otomobiller için sökülüp takılabilen tekerlek lâstiğini icat ettiler.


Dunlop’un yaptığı iç lâstik, araçların hız kazanması yolunda atılmış büyük bir adımdı. Fakat, patlaması halinde büyük sıkıntılar doğuruyordu: Bezden bantları sökmek, iç lâstiği çıkartmak, patlayan yeri bulmak, onu kauçukla yamamak ve lâstiği tekrar takıp aracı hareket ettirebilmek İçin üç saat uğraşmak gerekiyordu. 1892 yılında Paris-Brest arasında gidip gelme (1800 km) yarışan bisikletçiler, lâstik patlamalarının doğurduğu zaman kaybından acı acı yakınıyorlardı. Ama eski yarışçılardan Charles Terront, bisikletinin lâstikleri diğerlerlninkiler kadar sık patlamasına rağmen yarışı ikinci gelenden sekiz saat önce bitirerek kazandı. Zira bu bisiklet yarışçısı, Michelin kardeşler tarafından yapılmış ve janta basit clvetalarla tutturulmuş, çabucak sökülüp takılabilen bisiklet lâstiklerini kullanmıştı.


Darwin


Charles Darwin İngiliz tabiat bilgini, 1809’da Shrewsbury (Büyük Britanya) doğdu, 1882’de Down’da (Büyük Britanya) öldü.


Canlı varlıkların evrimini inceledi. Darwln’den önce birçok bilgin, binlerce yıldan beri, canlı varlıkların değişen hayat şartlarına daha İyi uyabilmek için, yavaş yavaş değiştikleri varsayımını İleri aürmek İçin tereddüt etmişlerdi. Bu çeşit iddiaların, çağdaşlarının peşin hükümleriyle çatış* masından korkuyorlardı. Darwin, doğa üzerindeki gözlemlerini geliştirmesine ve çoğaltmasına Hmkfin veren uzun bir dünya gezisinden sonra varlıkların evrimi hakkın-daki görüşlerini açıkladı. Bu görüşlerde yer alan »Hayat İçin mücadele ve doğal ayıklanma» İlkesine göre en zayıf ve çevresine uyamayan varlıklar kaybolmakta ve bunların yerini devamlı olarak gelişen kuvvetliler almaktadır. Tabiatta evrimin İşleyişi hakkında Charles Darwin tarafından ileri sürülen kuram, Darwlncillk adıyla tanınır. Darwin’in görüşleri geniş ölçüde tartışma konusu olmuştur.


 

25 Şubat 2016 Perşembe

Işık Yılı, Teleskop ve Gök Dürbünü Hakkında Duymadıklarınız

Işık Yılı


Gökyüzünde mesafeler öylesine büyüktür ki, bu mesafeleri ne metreyle ifade edebiliriz, hatta ne de kilometreyle. Bunun için bilginler, ışık – yılı adını verdikleri bir uzunluk biriminden yararlanırlar.


Bir ışık-yılı demek, ışığın bir yılda kat ettiği mesafe demektir. Teleskoplarla gökyüzünü İnceleyen bilginler, evrenin uçsuz, bucaksız genişliği karşısında yapacakları hesaplarda yanılmamak İçin ışık-yılı denen bir mesafe birimi kullanırlar. Bir yılda 31.536.000 saniye vardır. Işığın saniyede 300.000 kilometre kat ettiği ölçülmüştür. Bu hesaba göre ışık, bir yıl boyunca 9.460.800.000 000 kilometre kat ediyor demektir. Yâni yaklaşık olarak 10.000 milyar kilometre Gökyüzünün en parlak yıldızı Köpek Yıldızı “Siniş” bizden 8 ışık-yılı uzaklıktadır demek, aradaki uzaklığı kilometre olarak vermekten, herhâlde çok daha basit olacaktır.


Gök Dürbünü


Büyüteçle baktığımız cisimleri nasıl olduğundan daha büyük görürsek, çeşitli merceklerden meydana gelen bir gözlem aracı olan gök dürbünüyle baktığımız zaman da yıldızlan gözlerimizle gördüğümüzden daha büyük görürüz. Böylece gözümüzle göremediğimiz ayrıntıları da görmek imkânına sâhip oluruz.


Gök dürbünü, İncelediğimiz yıldızların görüntülerini büyülten, değişik tip ve biçim, deki büyük merceklerin uzun bir boru İçine yerleştirilmesiyle elde edilmiş bir gözlem aracıdır. Ne var ki büyültme gücü, teleskopunkine oranla daha sınırlıdır: Bakılan cisimden gelen ışıklar bu aralıklı merceklerden geçip gözümüze gelinceye kadar kuvvetlerinden çok kaybederler. Bunun sonucu olarak da, baktığımız cismi net göremeyiz. Bu gök dörbünü, bir gök cismini ne kadar büyültüyorsa o kadar da netliğinden kaybettirir. 17’nci yüzyıl başlarında icat edilen gök dürbünü, Gallleo. Kepler ve diğer tanınmış gökyüzü bilginleri tarafından geliştirilmiştir.


Teleskop


Ortası çukur bir aynaya bakacak olursak yüzümüzü olduğundan çok büyük görürüz. Yıldızlan gözlemeye yarayan teleskopun da büyük bir çukur aynası vardır. Bu ayna sayesinde gözlenen yıldızın görüntüsü çok daha büyük görünür.


Dürbünüyle teleskopu karıştırmamak gerekir. Teleskopta, bakılan cismin görüntüsü, gökdOrbününde olduğu gibi birtakım büyültücü merceklerden geçmez. Doğrudan doğruya bir çukur aynaya gelir. Böylece elde edilen görüntü, son derece aydınlık ve temizdir. Sonra bu görüntü, göz merceklerinden meydana gelmiş bir düzen aracılığıyla büyültülür. Teleskop sayesinde, dünyamızdan çok uzakta bulunan gök cisimlerini İncelemek mümkündür. Teleskoplar, rasathane kubbesi denilen düzenlerle muhafaza altına alınır.


 

23 Şubat 2016 Salı

Çocuklar Yetiştirilmesinde Ailenin Görevleri

Okul döneminde çocuklar, arkadaşlarını, çoğunlukla yakın çevredeki komşularından seçerler. Ancak, seçimi yaparken, kendi yaşlarına, cinslerine, zihni ve sosyal düzeylerine uygun olmalarına özen gösterirler. Yıllar geçtikçe, arkadaş seçiminde; yardımseverlik, dürüstlük, sağduyu sahibi olmak, arkadaş canlısı olmak gibi kişilik özellikleri ön sırayı almaya başlar.


Çocuk, okula gittikten ve başka çocuklarla ilişki kurmaya başladıktan sonra, kişisel oyunlardaki ilgi, grup oyunlarına çevrilir ve arkadaşsız oyun, önemini kaybeder. Çocukluğun sonlarına doğru arkadaş grubunun daha etkili oluşunda kısmen çocuğun zamanının büyük bir bölümünü arkadaşlarıyla birlikte geçirmesinin rolü vardır.


Çocuğun arkadaş grubu, onun sosyal tavırlarım etkiler. Bu sosyal tavırlar, çocuğun genellikle diğer bireylere ve sosyal yaşama karşı tüm tavırlarını içerir. Bir dereceye kadar ailede kazanılan bu tavırlar, çocuğun arkadaş grubuyla olan deneyimleri sonucu değişebilir. Arkadaşlarıyla oynayan çocuğun 8 yaşma doğru grup oyununda giderek bir artma, toplumsallaşmasında da belirgin bir değişiklik görülür. Çocuk, daha az bencil ve saldırgan, buna karşılık, daha fazla grup bilincine sahip ve yardımsever olur.


6-7 yaşından itibaren kızlar ve erkekler, kendi cinslerinden oluşan küçük gruplarıyla birlikte oynamaktan büyük bir zevk duyarlar.


Küfür


Anne ve babalan, arkadaş ilişkilerinde en çok etkileyen faktör, olumsuz arkadaş modelleriyle, küfürdür. Anne ve babalar, çocuğun öğrendiği küfrü bir daha unutmayacağından endişe duyarlar. Oysa, bir küfrü ağzına dolayan çocuğa, sürekli uyarıda bulunmak, onun küfürden vazgeçmesinde etkili olmaz. Küfrün anlamı açıklandığında, ya da duymazlıktan gelindiğinde, o küfür unutulur ve bir daha duyulmaz. İşte bu sebeple, “kötü örnek” bahanesiyle çocuğu arkadaş ilişkilerinden men etmek, onun sosyal gelişimi açısından son derece zararlıdır.


Resim yapan ”kitap okuyan, konsere” tiyatroya veya resim galerisine sıklıkla giden anne ve baba kendi uğraşlarıyla çocuğa önemli birer örnek oluştururlar. Ancak önemli nokta örnekten öte çocuğu zorlamaktan kaçınmaktır. Annenin balerin veya babanın müzisyen olması mutlaka çocukta da aynı ilginin oluşacağı anlamına gelmez, önemli olan çocuğun istek yetenek ve eğilimidir. Bu özellikler saptandıktan çocuğun ilgi alanları belirlendikten sonra o doğrultuda kanalize etmek gerekir.


Okuma Alışkanlığının Kazandırılmasında Ailenin Rolü


Kitap çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminde önemli bir uyarandır. Gelişim süreci içinde çocuk kendine özgü bir kişiliğe sahip olan bir bireydir. Çocuğun yetişkin insandan farklı oluşu sadece bir basamak farkından değil aynı zamanda bir nitelik ve zihniyet farkından gelmektedir. Çocuk “eksik bir yetişkin” değil fakat zihinsel bedensel duygusal ve sosyal gereksinimlerini tamamlamak isteyen kelimenin tam anlamıyla bir “kişi”dir. Bu sebeple çocuk kitaplarının hazırlanmasında, çocuğun kişiliğinin, içinde bulunduğu büyüme olgusunun ve gelişiminin çeşitli evrelerinin sürekli olarak göz önünde bulundurulması gereklidir. Bir kitabın çocuğun ilgisini çekmesi için o kitabın bazı ihtiyaçlara cevap vermesi gerekmektedir. Bu ihtiyaçların başında, sevgi gelir.


Çocuğun duygusal gelişiminde olsun, genel anlamda eğitimde olsun “sevgi”, “şefkat” ve “güven” sözcüklerinin yeri ve önemi büyüktür. İşte bu sebeple çocuklar kendilerine sevgi ve güven ileten kitaplara büyük ilgi ve ihtiyaç duyarlar.


 


Çocuk, kişiliğinin gelişiminde bir modelle kendini özdeşleştirir. Bu model başlangıçta ana-baba ve yakın akrabadayken zamanla yerini arkadaşa, film ve kitap kahramanlarına bırakır. Bu bakımdan kitap kahramanlarının ahlaki ve sosyal açıdan sağlıksız olması, çocuğun kendisini kötü bir modelle özdeşleştirmesine


Çocuğu Yönlendirmede Ailenin Rolü


Başlangıçta çocuk kolayca elinde tutabileceği kısa öykülerle, ilginç resimleri içeren küçük kitapları sever. Bu kitaplar çoğunlukla gerçekdışı olaylardan oluşmaktadır. 3-4 yaş çocukları kendilerine resimli öykü kitaplarının okunmasını isterler. Çocukların büyük bir bölümü birtakım hayali serüvenlerden oluşan öyküleri dinlerken büyük zevk duyarlar ve bu öykü kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler.


Pressey ve Robinson’a göre okuma ilgisi yaşla artar. Entelektüel açıdan gelişimin yanında okul deneyimlerinin de katkısıyla çocuk daha gerçekçi olur ve hayali konulan saçma bulur. 6-7 yaşlarında çocuklar doğa hayvan ve diğer çocukları da içine alan kısa ve bol resimli öykülerden özel zevk duyarlar.


6 yaş çocuğu yatağa yattıktan sonra yarım saat kendisine kitap okunmasını ya da kitaplara bakma fırsatı verilmesini isterler. Gesell’e göre bu dönem bir çocuğun okumaya karşı olan ilgisini kamçılamak üzere en uygun evredir.


Çocuk kitaplarının seçiminde cinsiyet faktörünün rolü konusu uzmanlarca uzun süre araştırılmış ve okuma ilgisinin kızdan erkeğe değiştiği noktasında görüş birliğine varılmıştır. Genellikle erkekler spor gezi serüven, makine bilim ve ünlü kişilerin yaşamöykülerini içeren yayınlan okumayı severlerken; kızlar, romantik romanlarla kendilerini ilgilendiren öykü ve şiir kitaplan-m okumaktan zevk duymaktadırlar.